27 Oca 2012

Ölüm Gelmeden Sen Git!...

İnsanlığımın yargılandığı, bakışlarımın kilitlendiği, dilimin mühürlendiği zamanların dışına çıkamamanın azabıyla yaşıyorum. Anın kıymetini bilmeyen insanlar der ' Unut geçmişi. ' diye oysa bilseler geçmiş insana neler öğretir, insanı nasıl ayakta bırakır... Bilinenlerin dışında bilinmeyenlerle savaşıyorum. Tükenen kelimelerden oluşturduğum cümleler arıyorum, buluyorum ve atıyorum. Onlarda tükeniyor... Tükenmeyen bir şey gösterseniz bana. Yaşamaya olan inancım artacak belki de.

Zorla güzellik olmadığını anlaması gerekir insanın . Klişeleşen cümlelerin etki yaratmadığını, tehditlerin ve vaatlerin işlemediğini bilmesi gerekir. Bir gün olur anlar herkes biliyorum bir gün anlayacaklar ama o durumdayken ve ne  ' ah ' demeleri ne de canlarının yanmaları fayda edecek


Garip bir iş hayatım var benim. İnsanları vaatlerle çalıştırmaya çalışan, görülmeyeni gören, haddinden fazla kurnaz ve riyakarlıkların olduğu. Garip bir özel hayatım oldu benim, bir adam var adını unuttuğum ama ismini mıh gibi aklıma yüreğime yazmak isteyen, mazlumu, aşığı, yaşamaya çalışan. Çabalamanın boşuna olduğunu söylediğim ama vazgeçmeye niyeti olmayan biri. Duruyor öylece. Garip bir herkes var. Yanlış yaptığımı söyleyip aklımı kullanmamı isteyen. Aklımı kullanıp zamana bırakmamı isteyen, gidenler zamanımın parçaları değil miydi ki. İnsan kullanmak ne kadar doğru? Bir sürü soru var bu kez hepsinin cevabını biliyorum. Garip bir yanım var. Tebessümlerimin bitmesine izin vermeyen, mutluluğun adı, huzurun kendisi... Yaşanacakların mümkün olduğuna inan bir yanım. Umutsuzlukların, ölümlerin konuştuğu değil de her şeyin güzel olacağına inandıran bir yanım. Garip bir ilk aşkım var benim. Benden kurtulamayacak olan, sevginin, mutluluğun ilk adımını attığım. Küçücük bir bedenin insana neler yaşatabileceğini öğreten. Garip bir beden taşıyorum şimdi. Ruhunu sorsa tarif edemez ikamet ettiği yeri, seslensem sesime ses vermez. Nereye gittin, mutlu musun orada? Azıcık gülümseme ihtimalin varsa gelme kal orada olur mu... Bunca yıl seni taşıyan beden çaresiz, mutsuz, hayalsiz, nefes almaya çalışıyor. Gel diyenlere kal diyenlere kulaklarını tıkıyor. Yüreğinin ' Git ' deyişlerine aldanıyor. Belki bir gün beden savaşını kazanır bitap düşerse o zaman gel gel de kaybolduğun mutluluktan haberler ver ve o zaman dünya yaşanır olsun bizim için, olmaz mı...

Korkmuyorum. Dermansız değilim ölümsüzlüğü istemiyorum var olanı istiyorum. Zifir karanlığa bıraktım bedenimi, ruhum mutluluğu bulmuş terk etmiş bedenimi.
Yaşatmak değil senin gayen düşünmekte değil yaptığın, adım adım ölüme bir insan nasıl kavuşur merakından bekliyorsun, gözlerimin ışıksız kalışını, dudaklarımdan dökülemeyen iki kelamın çıkardığı sesi duyamayışlarını bekliyorsun, ruhumu bıraktığım yeri aramayı sürdürme çabaların sonuçsuz. Daha kaç kere deneyeceksin daha kaç kere şahit olabilirsin gitmelerime daha kaç kere duyacaksın çığlıklarımı...

Hadi gönül rahatlığıyla uğurlayabilecek kadar büyüt yüreğini öyle gel ve git!...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder