13 Eyl 2017

BEN EN ÇOK YALNIZLIĞIMI ÖZLEDİM



Yine aynı duygular; yorulmuş bir bedenin yıkılmadım ayaktayım çabaları. Tabi ki yoruluyorsunuz tabi ki yıkılıyorsunuz ve tabi ki kırılıyorsunuz. Kimse bilmesin, kimse duymasın. Siz etrafa gülümseler göndermeyi ihmal etmeyin onu yapamayacaksanız eve kendinizi kapatın ki görmesin kimseler bilmesinler kırılan yanlarınızı, öğrenmesinler zayıflıklarınızı, işitmesinler göz yaşlarınızın yanaklarınızda oluşturduğu çağlayanları, abartmasın kimsecikler canınızın nasıl yandığını ya da hafife almasınlar içinizde ki aşkı...

Galiba bir gün hepimiz öleceğiz. Galiba diyorum çünkü gerçekten insanların ölümsüz gibi yaşaması tuhaf geliyor. Kimse umursamıyor bir gün bu dünya da o toprağın üstünde değil altında olunacağını. Saçma sapan işlerle saçma sapan halleri kısacık zaman dilimine sığdırmanın keyfini yaşayan insanlardan oluşan bir topluluğun içerisinde nefes almak tüketiyor işte. ' Hayatın tadını çıkart, bir daha mı geleceğiz dünyaya ' gibi kelime grupları kulak kanatıyor üstadım. Bu dünya üzerinde bir seferlik yaşama şansın varsa kaliteli yaşa. Aklına gelen her şeyi yapmak yerine düşün sonra taşı fikrini, zikrini, hayallerini... 

Evet vicdanımla oynadılar yine. Zayıf yönlerimi öğrendiklerini düşünenler kullanım kılavuzunu pek dikkatli okumuyorlar. Başarısız damgasını yapıştırıveriyorlar alınlarının ortasına en afillisinden. Gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri görmüyorsun bu durumda, bunlar onların bir level fazlası. En yakınlarım dediklerin bile bunların içine girebiliyor. Hayattan en güzel öğrendiğim şey; 'Yalnızız Üstadım!' deliler gibi müthiş bir yalnızlık bu. Zamane aşkları, zamane dostlukları, zamane kardeşlikleri falan derken yapayalnızız işte. Araya siyaset iliştiren, maddiyatı baş üstüne koyan, konuştuklarını anlamayan, başkalarının arkasından sallamayınca konuşulan konulardan zevk almayan, insanların kusurları ile dalga geçmediğinde sıkılan, her yapılanı kötü niyetten saymayınca aptal ilan eden falan filan, uzar gider böyle. Onların yapmaktan zevk aldığı şeylerden mutlu olamıyorsan nefes aldığın ortamlarda bulunmalarına izin vermeyeceksin. Net!..

Ebeveynlerin konusu öyle derin ki. İçimde acısı hiç dinmeyen yara. Yalandan gülümseme onlar için yaptığım en büyük rol sanırım. Görmezden gelmek, her yapılanı unutmak, herhangi bir hatada, açılan telefonlardan yükselen sesleri duymama çabam ama her ne hikmetse o seslere bünyemin verdiği kimseyle konuşmama tepkisini unutmaya çalışmam, hiç olmamış gibi davranmaya çalışmam ve sanki bir daha hiç olmayacakmış gibi hafızamdan silmek için sarf ettiğim efor,.. Hayat denilen üç günlük dünyamın iki buçuk gününü siz çalmıştınız ne çabuk unuttunuz ya da hiç bilmiyor muydunuz? Tuhaf değil mi, bir ailen olduğunu düşünüyorsun ama onlar senin en zor zamanlarında yok. Gölgesi falan yeter demeyin, bir kadının o kadar yırtıcı arasında yalnız kalmasının zorluğunu yaşamanız lazım, o gölgenin yeterli olmadığını görmek için. Eğer o gölgenin sahipleri birazcık gölgesiyle değil kendisiyle özüyle sözüyle hissettirseydi kendini daha farklı olurdu yaşananlar. Binlerce yalanın arasında acaba hangisi doğruya daha yakın diye düşünmek yerine benim babam var, annem ve kardeşlerim var diyebilirdi. Yanlış yapınca değil yapmadan önce çalan telefonlarım, adım atmadan önce işittiğim nasihatlerim olurdu. Yok efendim öyle herkese eşit davrandıkları falan birisi daha çok seviliyor. Hayır hayır kesinlikle kıskançlık değil sadece bezmişlik. 'Hepiniz evladımızsınız, hepinizin yeri aynı.' cümlelerine tepki sadece. Madem hepimizin yeri aynı diğerlerinden de alır mısınız lütfen hayatlarının iki buçuk günlerini. Hatırlıyorum bir zamanlar hep hayırlısı böyleymiş dediğim zamanları; şimdi pek yapamıyorum. Galiba geçen zamanın önüme çıkarttığı zorluklardan yorulduğum için.

Aşk; hissetmeden yaşayamadığım bir duygu oldu hayatımda. O kıpırtı, o huzur, o leylalık, filler, kuşlar, börtü böcekler... Güzel şeyler vesselam. Yalnız o duyguyu hissedebilmek için kendimi pek bir zorladığımı hissettim bu aralar. Şey gibi, doğru insanı ararken bazı limanlarda mola vermek gibi. Gerçekten sevebilen ve seninde sevebileceğin birisini bulmak meziyet isteyen bir iş üstadım. Bir ara bulamayacağımı anladım ve açtım ellerimi semaya 'Allah'ım, ben bu konularda epey beceriksiz bir kulunum biliyorsun, yanlış kişiler kalan hayatımda gereksiz yer kaplamasın doğru insan bir gelsin pir gelsin artık ve benim onu tanımam için bir yol göster, rüya gibi...' olmaz olmaz demeyin rüya işi oldu ama o rüya da olan, doğru kişi olmadı ben galiba o rüya işini epey abarttım dualar bu yönde olunca. Rüyalarıma yine güvenirim yanlış anlaşılmasın. Orası benim bu dünyadan tek kaçış alemim. Evet bu aralar yoruldum bu aşk meşk işlerinden aramak istemiyorum, kimseyi tanımakta istemiyorum, bir fanusa kendimi kapatıp bir süre orada kalmak istiyorum sadece. Depresyon falan değil kendini koruma altına almak diyelim biz buna. Kafa dinlemek, kalp dinlendirmek, limanların boş olması ve o limanlarda yalnızlığın ile dertleşmek... Gidiyorum yine kendi kendimi bulamadan. Umutlarımı yeşillendirip yarıda bırakanları, maviye ihanet edenleri, yıldızları saymaya ömrü yetmeyenleri, aşkı, sevgiyi, saygıyı kafalarında farklı şekillendirenleri, hayatımın erkeği gibi davranmaya çalışanları ve onlarca sahtekarlığı arkamda bırakarak azıcık gidiyorum işte. Çok uzaklara değil şöyle kıyıda köşede bir yerlerde bir yok olup geleceğim kendi kendime. Benim dünyamı kirletmeyin, hayallerim ve hala umutlarım var oralarda. Sesleriniz kulağımı kanattıkça çok daha çabuk kirletiyorsunuz ayak bastığım toprakları. Buralarda daha ne kadar nefes alabileceğimi bilmediğim için bu kadar hızlı kirlenmesine izin veremeyeceğim dünyamın.

Kimseye beddualarım falan yok, öyle ağız dolusu. Küfür etmeyi zaten bilmem yani bilirim de öyle ana-avrat küfür edemem, duymakta istemem, intikam almak isteyip sonradan üşendiğim çok zaman oldu ve en güzel yaptığım işlerden birisi Allah'a havale etmekti, en zahmetsizi; fazlasını yaşamıyor yaşatan, eksiğini de. Seven sevdiği kadar, nefret eden nefret ettiği kadar az ya da çok yok her şey orantılı o katta. 

Hayır bu günlerde repertuvar epey geniş fakat kimsenin ne düşündüğümü neyi özlediğimi bilmesini istemediğimden paylaşmayacağım şarkı, türkü, şiir falan....

24 Ağu 2017

Aşk Denilen İllet Aslanın Midesine İnmiş Uzun Zaman Önce



Türk filmlerini bir çoğumuz biliyoruzdur. Hiç olmayacak dediğimiz saçmalıkların olduğu olaylardan sıralanmış replik dizilimi falan. (Selvi Boylum Al Yazmalıma'a laf yok!) Bu aralar hayatım öyle saçmaladı işte. Garip garip olayların yaşandığı bir dizi olay grubu. Hepsinde parmağım var, bizzat kendimin yaptığı şaheser olaylar, yaşanmışlıklar, kabuslar meydana getiriyorum. Tabi bu kadar olay içerisinde hala özleyebiliyorum, özledikçe sızlayabiliyor içim. Neler neler yaşandı ne badireler atlatıldı bu hayatta, bunlar mı geçmeyecek arkadaş... Aslında geçti biraz, (dün gece gelen gizli numara çağrısında elimin ayağımın titremesini saymazsak) yani zaman geçtikçe olgunlaşıyor duyguların, sadece sessiz sedasız özlüyorsun işte. Hani 'Elimi bırakan eldir, benden saymam bir daha.' diyen Emre Gökçe'ye ihanet edercesine özlüyorsun.

Türk filmi sahnelerinden bahsetmek çok keyifli olabilirdi, mükemmel geçen hafta sonumun üstüne berbat başlayan bir haftabaşım olmasaydı eğer. Ama yine de yaşanmış hikaye kısmından bir senaryo düşebilir parmak uçlarımdan. Hazır olun başlıyoruz. Biraz masal tadında başlayalım; Bu devirde aşk sadece masallarda kaldı ne de olsa.

Bir varmış bir yokmuş ( Tam bizim esmeri anlatıyor bu cümle: Bi gördüm vardı sonra pufff yok oldu) Hatun kişisi bir gün bir adam görür sonrasında yüzünü bile hatırlamayacağı o adamı, sevgi pıtırcıklığı yapıp sonra çekip gidecek olan adam da hatun kişisini. Adam tarafından hissedilen duyguların ne olduğu ve bir anda aşık olduğunu söyleyebilecek kadar ne hissettiğini artık hiç bilmeyeceğiz ama bizim hatun kişisi o cümleleri ilk duyduğu zaman ' Yok daha neler... Ne inanacağım yahu, insan bu kadar sürede aşık olabilir mi saçmalamayın' modunda gezerken bir bakmış ki içini kandırmış ve kapılmış gitmiş. Kısacık zamandan binlerce masal yazmış kafasında. İşin can alıcı kısmı hatuna aşık başka bir adamında rolü var bu sahnelerde; hatun kişisinin arkadaş dediği bir adam, sırdaş, candaş dediği. Hatunu onu görmediği için suçlayabilecek dereceye gelen, bir defa fırsat verse hayatının değişeceğine inandırmaya çalışan bir adam. Hatun kişisi kalbinde yaşadığı acıyı, özlemi, öfkeyi yaşatmaya devam etmekte ısrarcı. Tabi hatun kişisinin aşık olduğu adam da başka bir kadına aşıkmış hatta ayrılık sebepleri o kadınmış (eski sevgili), hatun kişisine söylediği bütün güzel kelimelerin yalan olması hatun kişisini üzse de yalanlarla dolanlarla hatırlamak yerine onu hatıralarında yaşanan anılar ile yaşatmak istediği için savaşıyormuş işte o sırdaşım dediği adamın söyledikleri ile. Sonuç ne olur bilinmez ve hangi çiftin gülen resimlerinin altına 'And They lived happily ever after...' yazacağı şimdilik meçhul.

İki gündür peyda olan gizli numaramız var ama bugün arayamayacak bir gizli numara (Telefonum bozuldu) Kalifiye bir telefon sapığım olduğunu söylüyor mavi dev. Yapılan aramalar telefon kulubesinden yapılıyormuş mavi devin araştırmasına göre. Bu arada mavi devden deli gibi korkabilirsiniz, değer verdiklerine zarar gelememesi için her şeyi yapabilecek kapasiteye sahiptir, bazen bazı konularda saçmalasa da. Bir abimin olmaması hayatımda büyük bir eksiklik diye düşünürdüm hep evet arkadaşlar yakın olabiliyor ama kan bağı farklı bir şey. Yine de Mavi Dev olarak yanımda olduğun için teşekkürler.

Seversin korka korka, için ürpererek kalbin mağrur yürümek ister bir aşka. Sonu olmayan özlemlerin, kalbi parça parça eden haykırışların, aklın geçmişte ileri doğru yürüyebilme çabaların kalır elinde. Her bir zerrenden fışkıran isyanlarını dindirmeye çalışan şükürler ortaya çıkarır yakarışların. Sus Allah var! Sus Rabbin sana yeter! Sus duan var! Olmazları olduran duaları yeşerten, kalbine gamdan sonra ferahlık veren Yaradan'ın var!.. Yolunu açan, önüne çıkan taşların kaya olmasını engelleyen, hayırsız bildiğini hayra çeviren, ağlarken güldüren, zor dediğinde o kolaylığı zorluğun içinde sunan Rabbin değil mi? İnan, öğren, bil, O'dur imkansız dediklerin içinden imkanlar çıkartan. Kalbine verdiği aşk ile nefes almanı sağlayan... Sen dua et, senin için çok güzel planları vardır mutlaka dua et ki; vakit uzamadan o güzellikler dizilsin bir bir hayat dediğin şu aleme...

Yaşanılması en berbat yerde yaşıyoruz galiba ne zaman öleceğiz biz?

19 Ağu 2017

KALBİMİ SEVİYORUM HALA İNANABİLDİGİ İÇİN

Gecenin bu saatinde beni klavyenin başına oturtacak o gücün ne olduğunu çok iyi biliyorum ama ne yazık ki bunu yazabilecek cesaretimin yok.

Evet. kalbimi seviyorum hala inancını kaybetmediği için. Her şeye rağmen, tüm yaşananlara, bütün yaşanmışlıklara rağmen, ailemin bile varlığının sadece formalite icabı var olduğunu söylediğim zamanlarımın hiç bitmeyecek olmasını bilmeme rağmen, mavi devin de dediği gibi değer kumkuması yaptıklarım 'Kafama bir değil binlerce kazık çaksalar (bile bile, isteye isteye) istemeden olmuştur, elleri kayıvermiştir diyebilecek inanca sahip olacak o kalbim. İnsanların gördüğü o zarafeti bunca sene ilmek ilmek işlemek kolay olmadı bu kalbe. İnci gibi dökülen milyonlarca göz yaşı ile besliyorsunuz o inceliği. İnsanların hayranlıkla baktığı o ışıltıyı yakalamak kolay değil üstadım. (Belki de ilk defa bu sayfa bu söylenenlere şahit oluyor. Mavi dev amacına ulaşıyor gibi gibi)

Bu gün etrafa saçtığım bir ışık fark ettim. Tüm omurgasızlara rağmen. Sanki mükemmelmişim gibi geçti bu günüm. Halbuki ne topuklu ayakkabılarım, ne mini eteğim vardı. üstelik annemden gece gezmelerim yüzünden bir ton laf işitmeme rağmen. 'Sanki' dedim kendi kendime, 'Sanki çığlıklarımı duydunuz bu güne kadar, sanki bir günden bir güne gerçekten yanımda olabildiniz. Sandınız ki Ebru hata yaptığında biz hesap sorarsak ebeveyn oluyoruz. Sahi neredeydiniz sizler benim içim bağıra bağıra feryat ederken, içimdeki o çocuk ölmek üzereyken bir kürek toprakta biz atalım diye beklerken,uzattığım o eli hanginiz gördü? Gerçekten hiç mi acımadı,acımıyor ve acımayacak içiniz? Benim, yoldan geçen hiç tanımadığım birisi için bile üzüle bilme kapasitem varken siz nasıl böyle kör olabildiniz bana? Tamam, tamam çuvaldızı kendime batırayım hadi; Ben ne yaptım bu kadar size? Belki ben bir gün bunları ve bunların daha fazlasını sizin yüzünüze haykırabilirim fakat şimdilik biraz daha boş ver modun da takılabilirim ki öyle de yaptım.

Kötülük denilen bir illet var. Benim bu düşüncem ne kadar mantık dışı gelse de kötü olan bir olay, söz duyacağım zaman tıkadım kulaklarımı, görmeden kapattım gözlerimi ya da kaçar adım uzaklaştım işte. Dinlemedim dedikodularınızı, yanımda başkaları hakkında konuştuklarınız arkadaşlarımsa susturdum, sizin hayatınız bana hep saçma geldiği için amaçsız geldiği için leş geldiği için kitaplara sarıldım. Uzak durdum işte. Bir kaç ay kendime izin verip hayatınızı yaşadığınız kafayı anlamak için hem kardeşlerimle hem sizlerle biraz daha fazla zaman geçireceğim. Amaçsızlık nasıl bir duyguymuş empati yapacağım azıcık.

Ne diyorduk kötülük tohumunu kalpte büyütmek . Kötülük kalpte yeşermez üstadım o büyür büyütülür. İyilik tohumları yeşerir, çiçekler yeşerir, çimler yeşerir falan ama kötülük sadece büyür işte. Neyse; çevrem; ' Ben seni tanıdım tanıyalı sürekli elinde kitap, ya okula, ya kursa, ya dershaneye gidiyorsun. Ne oldu ikinci üniversiteyi de bitirdin eline ne geçti.' cümlelerini sarf edecek sırtlanlarla dolu. Onlara karşı da tek tek bu cevabı vermekten yorulmayacağım; 'Sana ne okudum, 5. üniversiteyi de okurum. Marmara Üniversitesinin havasını solumak istedim, İstanbul'da tatil yapmak istedim, bir zamanlar ben okumak istiyorum diye çığlıklar attığımda beni duymadıkları andaki ilk tercihleri evlendirmek olduğu için tek başımayken de başarabiliyorum alın bu da ikinci diploma diye önlerine fırlatmak istedim, hem bir çocuk yetiştirmeye çalışıp, hem iş hayatında mücadele verip hem de sınavdan sınava koşarken o zehrinizi başka yerlere akıtın istedim. İstedim ve yaptım, olup olmadığı beni ilgilendirir bir zamanlar sokamadığınız o burunlarınızı ve patilerinizi lütfen yine uzak tutun. ....'
Evet küfürden hiç haz etmem. Doğrudur ben sadece ince ince bazen pata küte yazabilirim.

Bu günkü ışığımdan bahsetmeden geçemeyeceğim bunca aklıma ve dilimin ucuna gelenlere rağmen ben her adım attığım sokağa bir gülücük bıraktım. Sebebi yoktu berbat geçen günlerimin hediyesi gibiydi ve duyduğum en güzel cümleler arasında ilk sırada; ' Şiirden kadın düşmüş...' Bu tebessümlerin karşısında kayıtsız kalamayan bir arkadaşımızdan gelen tatlı teklifi ve iltifat cabası, sonuncu ve en argo olanına geliyorum; 'Bu kadar güzel olmak suç olmalı.' İnsanlar duygularını ne ile beslerler ise dillerine onlar yansıyor işte. Tabi ki kabalık etmedim en nazik tarafımdan teşekkür ettim hepsine, en güzel kocaman gülümsemeler takındım dudaklarıma.

İş hayatımın garipliği bu aralar peşimi bırakmasa da en ilginç olanı firma sahibinin bütün sosyal medya hesaplarımı takip ediyor olması, çevremde herkes internetten anlamak zorunda değildi Allah'ım, ilgili olması gereken insanlar bilselerdi yeterdi aslında. İnşaAllah burayı da bulmaz bir de twitter hesabımı. Bu dua da anne ve babam da var Allah'ım onları atlamayalım. Hayır zaten annem arkadaşlarımın arkadaşlarına kadar biliyor artık facebook sayesinde fazlasına girmeyelim ne olur.

Özledim demeye korktum üstadım. Demiyorum konuşturmuyorum kimsecikleri de. Hafif bir sızı oluyor geçiyor sonra. Çabalarken saçmalayabiliyorum. Ben de insanım bazen saçmalamak istiyorum işte.

Tabi ki geceye şarkı bırakmadan olmaz;


9 Ağu 2017

REVERANS



Garip bir durum değil mi; inanmak istemediğin birisinin içine bu kadar acıyı bırakması? Tarih tekerrür etti arkadaş yine tarih tekerrür etti. Kapalı kapıların arkasına bırakmaya çalıştığım, tedbiri elden bırakmamak gerek diyerek bağlanma, inanma, kanma gibi sözde önlemlerle kendimi engellemeye çalıştığım bir olayın içinde nasıl böyle sırılsıklam kalabildim ki. Çok fantastik bir durum gerçekten.

Son zamanlarımın en iyi arkadaş ödülüne layık olan arkadaş dedi ki; 'Sen erkeklere adam olma şansı vermiyorsun!' Küt kafaya bir taş. Anlamadım tabi o ne demek yani her erkeğin adam olmadığını biliyorum ama bu neden benim elimde. 'Bırak adam diye hayatına aldıkların adamlık görevini yapsın, belki olmamıştır, belki yapamamıştır diye düşünerek kendini yorma, üzme, kırma. Adam olan yapar!..' dedi. Haklıydı sanırım. Sanırım değil, haklıydı. Belki şöyledir, belki böyledir, belki şunu düşünmüştür... Belki, belki, belki,... Sus içim sus!... 

Şöyle patladı olay aslında; Susturmuştum kendimi konuşturmuyordum; uzanmışım müzik dinliyorum yalnızlığım da eşlik ediyor bana tabi misss. Sonra bir hüzün geldi oturdu şu kalp tarafına bir baktım gözlerim doluyor yavaş yavaş. Telefonum çalmaya başladı, tabi ki de bu günlerimin en iyi arkadaşı ödülünü kazanan adam aradı. (Muhtemelen bundan sonraki yazılarda da konu olacağından adını mavi dev olarak anacağım :)) 

'Nasılsın?' 
'İyi gibi.' 
'Ne yapıyorsun?'
'Uzandım, müzik falan işte.'
Sustuk bir süre;
'Senin canın acıyor, sen özlüyorsun?'
Ses yok...
'İnandın mı, kırıldın mı, üzdüler mi seni? Yalan mı söylediler, kandırdılar mı?'
Bunların hepsinin cevabını biliyordu mavi dev, ama kendime itiraf etmekten kaçtığım bir şeyin ses dalgasına dönüşmesi beni dehşete düşürüyordu. 
Sustum ama yanaklarıma süzülen damlaların sesi düşmüştü mavi devin kulaklarına. Kaçamadım daha fazla. Artık bilinen bir gerçek vardı; konuşulabilir bir gerçek... Sonra mı sonrası sadece satırlarıma düştü işte...

Biliyor musun; düşünmek istemiyorum; kurduğu cümleleri, beni didikleyen o huzur veren sorularını, uyuyakalmalarını, uyanmalarını, hayallerini, çizdiği yolları, güvenmeyi öğrenme çabalarını, kırdım mı demesini, konuşurken olan heyecanını, ses tonunu, avuç içimde kalan nefesini, avuçlarımda kalan yüzünü, ben başka yöne baktığımda yüzümü inceleyen gözlerini, gülüşünü, kahkahasını, elimi bırakmayan ellerini, özlemelerini... Falan filan işte gerisi. Bunlara dilin sadece 'Özlemek.' diyor, kalbin tek tek tek sıralıyor nedenlerini, niçinlerini, güzel hallerini. Kötü hiçbir şey olmamış gibi özlüyor işte. 

'Evet takmıyordum kafama, inanmamıştım çünkü, hep öyle derlerdi...' diyordum kendi kendime. Biliyorum arkadaş çok iyi biliyorum ben erkekleri tanımıyorum sadece erkekler değil insanları tanımıyorum ama mavi dev erkekleri çok fena tanıyor.(Kendisi de onlardan olduğu için sanırım) Yakında bütün karşı cinslerime 'Hepinizden nefret ediyorum bakışları atacağım.' (Hı hı bunlarda sinirden söylenen şeyler. ) Olay sadece inanmış olmak, inanmışlığımın, inancımın paramparça olması. Bu dünyadan değilim bence de. Anlayamıyorum kişileri... Bir insan kendisini tanımaz mı? Neleri yapabilir, neleri göze alabilir, nelerin karşısında durabilir, nerelerde susabilir, nerelerde dağılır, nerelerde toparlanır?... İnsanlar boş mu konuşur arkadaş?... Konuştukları kelimelerin arkasında duramayacak kadar boş mu insanlar?... Kafamda deli sorular içim O'na ağlarken... 

Ne kadar çok cesaret vermiştim kendime bilmiyorsun, cesaretimi yanlış yollarda şahlandırmışım yazık etmişim galiba. 

Onun için üzülmüyorum öyle düşünme sakın beden dediğin her yerde bulunur. Herkes için geçerli o elini sallasan ellisi muhabbeti. Ben sevebilme ihtimalimin uçurum kenarında kalmasına ağlıyorum. İmkansızı istemedim yahu, gerçek olsun istedim sadece. Olağanüstü bir istek gibi geldi değil mi? Şimdi bir düşündüm de biraz imkansızı istemişim sanırım. 

Çok şey öğreteceğim; önce oğluma:

Ona önce 'Adam' olmayı öğreteceğim, yolun yarısı yolun başı yolun ortası demeden bir insana güzel kelimeler kullanmaması gerektiğini ne zaman gerçek birşeyler hissederse dökülen kelimelerinin en doğru kelimeler olacağını, dürüstlüğün ne kadar önemli olduğunu, inandığı şeylerin peşinden yılmadan yorulmadan koşmasını o yorulup bırakmak istese de onun destekçisinin olduğunu unutturmayacağım O'na, hissetmenin ne demek olduğunu, nezaketin, saygının, sevginin önem derecesini... Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin olmayacağını... 
Kızıma;

Kadınlığın değerini öğreteceğim, güçlü olmanın erkeklere has bir şey olmadığını, mertliğin delikanlılığın kitabını yazdığını söyleyenlerin yanından geçemeyeceği mertlikte kadınlar olduğunu öğreteceğim.Güzelliğin kadın bedenine yapışmış bir hiçlik olduğunu asıl güzelliğin kalpte olduğunu söyleyeceğim. Gerçek olmayı öğreteceğim O'na da,.. Hayal kurmanın mükemmelliğini, maviyi, yeşili, yıldızları ve Ay'ı tarif edeceğim. Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin de olmayacağını...

Ben mi? Benim bu zamana kadar tanımadığım, tanımayı dahil istemediğim insanların hayatımın bir köşesine el uzatmaları sebebiyle öğrendiğim ama asla öğrenmek istemediğim kötülükleri 'Dimağımın Unutulmazlar' köşesinde bir süre yaşatmaya devam edeceğim. Sonrası unutulur üstadım. Kim unutulmadı ki? Biz yanlış yapanları, yalancıları, riyakarları, sözünün eri olamayanları bu gün olmazsa yarın unuturuz. Ama O unutmaz. Biz O'na havale eder yolumuza devam ederiz. O kadar!...

Yaza yaza tüketirim içimin acısını, yaza yaza unuturum. Daha kötüsü de yaşandı biliyorum ama unutmuşum işte. Giderken kilidi dışarıda bırakmamıştır umarım...

Allah'ım sen biliyorsun, ben sana bıraktım yine, sana açtım ellerimi, sana açtım kalbimi, Sana sundum kelimelerimi, sana döndüm yüzümü...

Unutmadan reveransın anlamını da paylaşayım:
Reverans: Sizden en az bir şekil de üstün olan insanların karşısında centilmenlik adına sergilediğiniz hareket. 

Hadi bir tane de şarkı paylaşalım; Esmer kalpli insanlarla yollarımızın kesişmemesi duası ile...

Gelsin bakalım; Sıla - Esmer



1 Ağu 2017

HAYALLER, HAYATLAR



Karmaşanın içerisinde boğulan bir ben. Bir şeyi toparlasam başka bir şey dağılıyor ve ben artık baş ağrılarıma iç daralmalarıma pek bir çözüm bulamıyorum. Yorulduk üstadım eskisi gibi ne boş verebiliyorum ne de dimdik ayakta durabiliyorum. Biliyor musun bazen sessizce olup biteni izliyorum sonra unutmuş gibi yapıp tekrar devam ediyorum ama sadece -gibi yapıyorum işte. Bazende olaylar tamamen çeneme vuruyor; 'Yok artık bunu nasıl söyledin sen?' dediğim zamanlarım olmuyor değil. Unuttuğumu sanıp görmezden geldiklerim tepeme çıkıyor. 'Git!' cümlesini duyduklarında 'Gaddarsın, vicdansızsın!' kelimelerini sarf ediyorlar. Bomboş!... Evet umursamıyorum ve evet acımı çekip buna değmediklerini anlattıktan sonra yüreğime ismini cismini bile hatırlatmıyorum. Bence hak ediyorlar! Net!...

Son 2 senem, son 2 ay, son 2 hafta... Arap saçı deyimi bu süreçler için olsa gerek. Bazen insan duyguları içinde boğulabiliyor işte. Hani nefret ve sevgi, aşk ile yalnızlık, hiçlik ya da çokluk, güvenmek ve güvenmemek gibi duygu tezatlıkları varya, işte o arap saçı olan dönemler arasında.

Kelimeler ne çok ama dökülmüyor işte, başını bir yakalayabilsem sonu da gelecekte olmuyor işte.

Çevrendeki yalancı sevgilerin bezmişliği olabilir mi bu durgunluk? Değişebilme çabaları? Her şeyi bildiğini sanan çok bilmiş bilmemişler? Yalandan nefret ettiğine inandırmaya çalışan yalancılar? Dingin sakin ruh haline fitne sokan fitneciler? Ve daha nicelerinin payı var arkadaş!

Son zamanlarda pek bir şey istemedim aslında sadece aşık olmak unutulan o kalp çarpıntısını yaşamak falan istemiştim. Hani şu midede tepişen filler, sol tarafta uçuşan kelebekler falan varya. Hani görevi kan pompalamak olan o kalbin işlevini unutması. Evet tam olarak öyle bir şey istemiştim ama isteyince olmuyor sanırım. Yanlış adreste bulabiliyorsun kendini. İşin garibi zaman ilerledikçe olmayacak gibi de. Çünkü beni korkutan zamane aşkları haklı çıktılar. Ördüğüm duvarların, kapalı kapıların gerekliliğini bir kez daha hatırlattılar.

Cümleye bir adam vardı diye başlamak şu dönem için en son yazacağım şey olmalı diye düşünüyorum. Öyle varsayıp hayallerini üstlerine giydirdiklerin oluyor en fazla.

Ben sadece hayalimdeki adam ile; sahilde güneşlenirken aynı kitabı okumak, Fethiye'de aynı paraşütün altında beraber gökyüzüne kucak açmak istedim, elindeki balonları elime tutuştururken gözlerindeki aşka gözlerimdeki aşk ile bakmak istedim, ani sesten korktuğum da elimi tutsun istedim, aynı pamuk şekeri paylaşmak, aynı gökyüzüne bakmak, onunla beraber Ay'a aşık olmak istedim, yeşili beraber sevelim, maviye beraber hayran olalım, yıldızları beraber sayalım istedim, kimsenin bize hayranlıkla bakması umrumda değil ben bir ömür onun gülüşüne,konuşmasına, bakışına, merhametine, aşkına hayran olayım istedim, İkbal Ablam ile tanıştırayım istedim... Ben sadece çocukluğum ile gençliğim arasında uçup giden saniyelerimi bir tek onunla yaşamak istedim....

Ve can alıcı cümle gelir: Hayırlısı be Ebru'm, her şeyin hayırlısı.

Bu arada kimseye sizi yaralayacak kadar kendinizi ve anılarınızı anlatmayın can evinizinden en güzel onlar vurabiliyor. Çoğu size kalsın bir kısmı onlara. Çeneme vurduğu zamanlardan biliyorum. Ketumluk en sevdiğim şey olarak kalmalı hayatımda.

Şimdilik bu kadar olsun sonra uğrarım bir ara...


Önce...


Sonra...


En son böyle oluyor


9 Ağu 2015

DİĞER YARISI VAR MI GERÇEKTEN İNSANIN SIFATI NE OLURSA OLSUN ONU TAMAMLAYACAK KİŞİ?...



Neler gelir geçer, ne insanlar, ne hayatlar, ne hayaller... Vazgeçtiklerin düşlediklerinden çoksa işte o zaman kırılıyorsun hayata karşı...


Özlediklerin, cam kırığı gibi batar bedeninin her bir köşesine en çokta kalbini acıtır zaten, evet klişe olan o soru gelir bu durumda akıllara kan pompalayan bir organ nasıl acıyabilir ki bir bedeni. Ben de bilmiyorum ona atfettik sanırım sadece sevmeleri, acıyı, mutluluğu... (Bazen benim mideme kramplarda giriyor, ya da aşkı hissettiğim zaman o midemde tepinen filler falan, uzun zaman oldu o filleri hissetmeyeli neyse konu bu değildi zaten.) Aslına bakarsan acı bütün vücuda yayılıyor her bir zerren de hissediyorsun nefes alamıyorsun falan, mutluluğu da hissedebiliyorsun o zamanda bedeninin her bir köşesinde horon teperler. Her halükarda; yazarsın, yazarsın, yazarsın.... Yazdıkların hissettiklerinden noktacık olur. Olsun ya, ferahlatır azıcıkta olsa seni...


Kendini bir şey sananlar var ya; sitcom seyretmek istiyorsan koltuğuna geç ve onları izle sadece inan ki çok zevkli oluyor. Olduklarından farklı bir yerde kendilerini gösterip yalakalık yaptıklarının karşısında ayağını bile yalayacak durumlara girebiliyorlar ya işte tam da oturup onu izlemeli...


Oturdukları koltukta kendilerine köle arayanlar o koltuktan kalktıktan sonra sevemeyecekleri bir yalnızlığa mahkum olurlar. Çevrende dolanan insanlar senin kişiliğini değil koltuğunu seviyorlar öğrenemedin mi hala? Sana da bir yazık şimdiden. Kişilik, karakter önemlidir, kalk oradan parayı, ihaleyi, hak yemeyi bırak bir kenara, pişman olmazsın korkma!


Bir de; paranın konuştuğuna, duygularının olduğuna hatta onunla yuva kuracağına inanan insanlar var. Yazık!... Kelimeler değerlidir evlat, kelimelere renk veren insanlar değerlidir...


Küfür insana yakışmaz! Başkalarına; bir kadını kullanarak edilen küfürden rahatsız olmayan ve bunu yakıştıran insanların ahlak kavramı beni pes ettirdi. Evet hakareti hak eden gerizekalı yalaka tipler olabilir ama bir küfür bir kişiyi nasıl rahatlatabilir, bende anlamsız sizi bilemem...


Bu yaşına kadar tanıdığın insanlar bundan sonrasında tanıyacaklarından pekte farklı olmayacak ya bir eksiği ya beş fazlası. Farklı olanını bulunca yakasına yapışacağım zaten!


Bundan 10 yıl önceydi belki de hayallerimi çaldılar sonrası çorap söküğü gibi derler ya öyle oldu işte. Şimdi destek olamayan tiplerin köstek olmaya çalışmalarına ne tahammülüm ne sabrım var. Hayatımın vazgeçilmezi durumunda da olsalar vazgeçerim. Net!...


Aaa bir de "Hasbinallahü ve ni'melvekîl." diyenler var, kibri giyinmişler, saygıyı sevgiyi sandıklara kaldırmışlar, merak edipte bakmamışlar bu sandıkta ne var diye çünkü hep riyayla sevileceklerini sanmışlar, karşılarındakileri aptal sanıp yazmışlar da yazmışlar. E bir dur yolcu bıktık artık, biz senin paranla neler yaptığından, insanlara ettiğin hakaretlerden, kendini kurnaz, akıllı, ticaret adamı sayıp karşındakileri hiç olarak görmenden, dediğim gibi dur yolcu bugün durmazsan ilahi adalet seni elbet bir gün durduracak.


Sonra; Seviyorum kopamıyorum ama eminde değilim ben bir geleyim nasıl olsa alışkınsın sen, gidince iki gün üzülürsün sonra ayağa kalkmaya çalışırsın, kalkarsın da meraklanma, seni dağıtmaya yine geleceğim diyen insanlar var ama seviyorlardır. Sevgilerinden aşklarından şüphe etme sakın! Şüphelenirsen suçlusun, onlar gidince beklemezsen suçlusun, gitmelerine karşılık; unutursan, boş verirsen, görmezden gelirsen, suçlusun! Affedemezler seni!... Sen kötüsün, kötü kalpli bir pisliksin. Nedeni basit; bir kadın olarak susmadın, bir kadın olarak beklemedin, bir kadın olarak düşündün, bir kadın olarak anlaşılmayı, özür dilenmeyi bekledin, bir kadın olarak gitmeyi tercih ettin... Kadın gitmez Ebru, kadın bekler, kadın körü körüne sever, kadın köle olur, kadın baş eğer, kadın erkeğini mutlu etmek için isteklerinden düşüncelerinden özgürlüğünden vazgeçer. Üzgünüm bayım ben seve seve gitmek zorunda kaldım sen kendini ne ile kandırdın bilmiyorum ama benim kanım içime aktı...


Özür dilerim çevremde olup bitenden bu kadar haberdar olup hangi sınıfa girdiğimi bilmediğim için...

9 Mar 2015

SONRASI; SON OLUR!




Vardır öyle zamanlar, olur öyle şeyler, geçer gider sonra... Bir tokat gibi çarpar suratına, sızlarsın, sızlatır o acı seni, son olur, sonrası olmaz sonra...
Bir karavanla uzun bir yolculuk olur, ne de güzel olur.
Uçlarda yaşayan insanlardan uzaklara gitmek,sessizliğin sesini işitmeye çalışma çabalarıyla yaşamak...
Yargıları kılıçtan kesin olanlardan çok uzaklara, öldürmeyi hak bilen, özgürlük isterken özgürlüğünü çalanlardan, saygı bekleyen saygısızlardan, egolarının muhasebesini tutamayanlardan, mutluluğun daim olduğu o hayallerin başkenti ütopyaya yolculuk yapmak ne de güzel olur...
Savaşmamalı insancıklar, küçücük canların Arş-ı Alâ ya göç etmemesi için.
O küçük canların annelerinden, annelerin hep küçük kalacak yavrularından ayırıp onulmaz yaralar açılmaması için.
Vicdanı olması gerek insanların; ölümün acısını damarlarında hissedenleri görüp elindekilere sıkı sıkı sarılabilmeleri için, ağlayanı görüp sızlayacak yüreğe ehil olmak için.
Gözyaşlarını değil evlatlarını büyütmesi gerek analarımızın...
Sevmesi gerek şiir gibi o adamların, o en narin kadınları.
Gitmesi gerek kadınların; şiir gibi seven o adamlara.
Ziyan olmaması gerek böyle aşkların, ziyan etmemek gerek; şiirleri, sevgileri, gamzeli buseleri, huzuru,..
Velhasıl kelam sevmek gerek Yaradan' ı , Yaradan' dan ötürü yaratılanı sevmek gerek üstadım...
Olmazsa, sonrası son olur işte o zaman...

16 Oca 2015

Alışkanlıkların Verdiği Cesaretle Reddediyor Artık Seni Bu Beden... Kalbim mi O Hala Atıyor....


Söylenecek o kadar çok söz varken bir kelime etmek gelmedi artık yüreğimden. Canımı acıttım... Canım yine bedenime dardı.(Bir türlü genişletemedik zaten o kalıbı) Biliyorum geçecek, ' Daha kötüsünü atlattın kızım, bunlar sana vız gelir' diyor dış ses, ' Tabi ya bunlar ne ki hehey ben neler atlatmış hatunum nelerin üstesinden geldim, bu da geçer elbet..' Sonra duruyorum, gözlerim doluyor, ağlamaya ramak kala 'Değmez, eskiden de değmezdi şimdi de değmez, yapma ne gerek var bir de Arasat Meydanı'nda yana döne seni arayıp ' Benim yüzümden çok göz yaşı döktün medcezirlerimle ömründen çaldım. Helal Et Hakkı 'nı ' diyecek, derin bir nefes alıyorum geçiyor, işte birazcık... Bu kez fonda Murat Göğebakan'dan 'Keşke Tanımasaydım Seni' ... Böyle içime içime işliyor sanki her bir kelimesi. Keşke denilmez de küçücük bir aşk karşısında acizleşebiliyorum bir anlık gafletle, şiiri dinlerken aklımın ucundan değil beynimi deliyor o kelime ' Keşke...'. Sen Affet Allah'ım... Sen Affet... Biliyorsun binlerce 'İyi kilerim' var benim...

Neyse zaman geçti öfke dindi biraz da olsa fakat almış olduğum fevri kararlar değişmedi. Kendime sorduğum 'Neden' sorularım bitmedi. Kader konuşmaya başlayınca insan susarmış dedik susturduk içimizi elden ne gelir kalpten gelen aşk işe yaramayınca...

Artık ' Bir Adam Var ' çok sevdiğim diye başlayan cümleler yazamayacağım. Alışkanlıkların getirmiş olduğu kırgınlıklarla yazıyorum ben yazımı. O kadar vurucu o kadar etkili cümleler taşımayabilir artık bu satırlar. Benim acım ilhamımmış ya da insanın işte ne bileyim milyonlarca insan acısını ve mutluluğunu farklı dillerde farklı yöntemlerle anlatır ben zehrimi yazarak kusuyorum. Acını dindiriyor mu çığlıkların susuyor mu içinde diye soracak olursanız bilmiyorum ama yazmak, okumak, sessizliğini dinlemesi insanın, yanında kahvesi, bir de sigarası varsa en önemlisi sana bu sıkıntıları veren bir Rabbi, şükür eden bir canın varsa işte dağ olsa dertler toz olup uçuveriyor un ufak oluyor o sıkıntılar. Sen Seni eksik etme Allah'ım kalbimden... Sen varlığını eksik etme ömrümden...

İnsanlar kişilerin farklı yüzleriyle sadece aşkta mı karşılaşıyor sanki, mevki makam devreye girince, olmayan yüzlerine milyonlarca yüz ekliyor insanlar üstadım, vallahi gördüm. Artık şaşırmıyorum ama yeni olaylar yeni yüzler hala devam ediyor şaşırtmaya. Immmm Icarus'a ait bir laf vardı hani ' O kadarını da yapmaz diye düşündüğüm herkes tam olarak o kadarını yaptı.' yapmaz dediklerine karşı her zaman tetikte olmalı insan, hele de sevdiklerine karşı. Aslında o sevdiklerin seni üzdüğünde daha çok kırılırsın ama seversin işte kalbinde, evinin bir köşesinde hep onlara yer vardır. Çok sevmemek lazım üstadım sevdikçe kırılıyor insan. Ne diyelim ki; sevgimizi ziyan eden insanlar utansın.

 İnsan yaşadıkça tecrübe üzerine tecrübe kazınıyor beden bir süre sonra duyarsızlaşıyor o vurgunlar anestezi etkisi yaratıyor beynimizde ve sol yanımızda. Her şeye rağmen can yoldaşımın bana hatırlattığı o çok inandığım aşk vardı. Bir gün öyle çok seveceğim öyle çok sevileceğim ki İnandığım'ın gönderdiği hediyeyi öyle baş üstünde taşıyacağım ki anestezi etkisi yaratan o duyguların hepsi o anda son bulacak. Laf aramızda ben pek inanamıyorum buna ama dualarımız arasına bunu da iliştireceğiz artık tabi. Eeee hangi insan hak etmez ki çok severek çok sevilmeyi...

Kelimeler tükenir ama şimdilik. Tekrar gelip kelimeleri zincir yapacağım elbet.

8 Ara 2014

Kaybetmemeli Umud'u. Değerlidir O... Bırakma Sarıl Bütün Gücünle... Bizim için Savaşamadık ama Umudunu Yitirmemek İçin Savaş, Savaşmalısın...



Hüzün ne fena! Yapıştıysa yakana bırakmıyor son nefesine kadar seni... Düşünceler, soru işaretleri, sorumluluk... Bırakmıyor peşini hiç. İnsanların gamsızlığı, iki yüzlülüğü, yalanları,... Bir bir uzaklaştırıyor seni onlardan. Uzaklaşmakta gerekiyor onlara benzememek için, aynaya bakınca onlardan bir tane daha görmemek için çok uzaklara gitmek. Aslında susmak, kaçmak, görmemekte pek fayda sağlayan bir şey değil, onlar her geçen gün fazlalaşıyor ya da yeni yeni görebiliyoruz aslında onlar hep hayatımızın bir köşesindeydi bizler yeni farkettik. Bazılarının hayatlarında çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştıkları sadece bir basamak olduğumuzu yeni yeni görüyoruz. Neyse ki artık görmeye başladık, ya hala eskisi gibi kör olsaydık. Şükür!...


Hayat ne kadar da çok insan sunuyor değil mi önümüze. Kimileri reeldir kimileri imitasyon. İnanmak zor olsa da hala tertemiz insanlar var yalan nedir bilmeyen, başarının üstüne yatmayan ya da başkalarını yatırmayan, ben değil biz demeyi bilen, korkusu kurguları olmayan, zekasını ön yargılarına bağlamayan, hoyrat kahkahalarını acımasızlığına atmayan atamayan, aşık olursa bir gün dokunmaya kıyamayan, gözleriyle seven, seni kelimelerin yetersiz kaldığında ' Anlatamıyorum!' demene fırsat vermeden seni anlayabilen, özlemin acısını her nefes alıp verdiğinde hissedebilen, aşık olduğu o kişiyi üç saniyelik bir zaman diliminde gördüğünde ayakları yerden kesilen,... hala varlar ve ne yazık ki dünya onlar sayesinde hala bir öküzün boynuzun da değil hala o insanların iyiliği ve duaları sayesinde dönebiliyor....

Evlilik! Bir evliliğimiz eksikti. Bekar olduğun fikri ne zaman ailen ve çevrendekilerin zihnine oturursa o zaman başlar ' Evlilik ne zaman?' soruları. ' Evlenmiyorum, evlenmeyeceğim, bana ne yahu o kim? ' ayağına yatsan da can sıkıcı bir hal almaya başlayan evreler yaşarsın. Eskiden ev de yalnızken huzur içinde olduğun anlarının yerini korku dolu zamanlar alır. En tehlikelisi de annenin bu durumu hissetmesidir. Nasıl evirip çevirip konuyu istedikleri yere bağlar bu hatunlar anlamam. Yorgunum Anne! Dün gece korktum uyuyamadım Anne! Dışarıdayım Anne! Arkadaşım oturuyoruz Anne!... tehlike içeren kelime topluluklarıdır bu ve bunun gibi cümleler Anne(me)ye düğün dernek kelimesini çağrıştırabilir. Tabi ki açılan savaşta anneler silahlarını envayı çeşit kuşanırlar, Mesela bayanların dayanamadığı bebekler... Allah'ım ben böyle baskı görmedim artık her karşılaşma her konuşma 'Evlilik' tabi şu an bunalım moduna girmek üzere olduğum için sadece bunalım dünyamla ilgileniyorum yoksa benimle evlenebilecek bir kör, dilsiz, sağır bulamadığımdan değil. Evlilik bana bundan sonra ütopya anam bacım bir anlayın artık...

Bazen unuttuğun o yaşlar gelir yoklar seni ('Bizler hala buradayız; bastırmaya duyguların, yok etmeye çalıştığın anılarının içindeyiz...' dercesine) Hani şu kafanda bulunun iki tane çukur var ya dünyada bulunan somut olan her şeyi görmene yarayan organın: Gözlerin ( Ah o gözlerin diyerek iç geçirdiğini hissedebiliyorum şu an ama ben yine kendimi kandıracağım rahat ol en son istemediğin anılarımızı, düşünerek hiç sevmemiş olduğunu varsayarak)... İşte o gözlerden akan, adına göz yaşı dediğimiz damlaları sevin bazen onlar hiçbir insanın veremediği rahatlık ve huzuru verirler sizlere...

Sana Bende ki Seni Sunsam Tanıyamayacağın Bir Sen Var Benim Sol Yanımda... Ben Senin Bir Anlık Merhametini... Ben Senin Bir Anlık Bakışını... Ben Senin Bir Anlık Bütün Güzelliklerini Dağ Gibi Yaparak Sevdim Seni... Şimdi Sen Bile Tanıyamazsın Seni...

5 Ara 2014

Sonsuza Kadar Benimlesin, Bilebilsen Anlayabilsen...

Üç Nokta... Bitmeyen bitmeyecek kelimeleri anlatır ya hani böyle ne kadar uzatmak istersen iste anlamına gelir ya işte ' Sen..., Sana olan aşk...' öyle...

Uzun zamandır içimde olan, yazıp yazıp okuyamadıklarında saklı kalanları anlatmış bu şiir tam olmasa da sana söylemek isteyip söyleyemediklerimi saklamış satırlarında bu şiir...


19 Ağu 2014

Anlayamıyorum, En Fenası da Anlatamıyorum İçimi ve Biliyor musun Yoruyor Anlatmaktan Çok Anlaşılmamak...

Kocaman bir aşkım vardı benim. Anlatsam, herkese anlatsam bitmeyecek bir aşkım vardı öyle büyüktü ki ışığıyla gözlerimi kamaştıracak güzellikte beni öyle mutlu dünyanın en güzel kadını yapan muhteşemlikte.

Sonra...

Sonra o ışık beni içten içe tüketti bitirdi. Kocaman olan o aşk var ya her defasında beni benden götürdü. Canımın acısını yerin yedi kat dibinde yaşadım. Küfürlerim oldu ağız dolusu, haykıramadım... Çığlıklarım oldu feryat figan kimseciklere duyurmadım... Bitmeyen bir karanlığın içinde boğuldum. Birisi parmak ucuyla dokunmayı bırak elini uzatsa gözlerim hazırdı ağlamaya. Kandırdım kendimi yalanlar söyledim önce içime ' Hiç sevmeyen biri vardı .'senin iki kişilik yaşıyorum sandığın o aşkta. 'Gidecek!...' dediler. 'Gitmez!...' dedim 'Biz bitmeyiz, bitmeyeceğiz.' dedim... Sonra ' Gitti, bitti!...' dedim. Yokluğunun acısı da acıtmayacak canımı artık 'Sabır!..' dedim 'Unutacağım...' dedim. Önce kendimi kandırdım. Sonra herkesi... Canım sızladığı her an çevreme bakındım. Sanki yanı başımdaymış gibi. Otobüsleri reddettim bir süre ' Ya kokusu gelirde yoklarsa sol yanımı...' düşüncesiyle kaçtım herkesten her yerden. Kaçtım, küçücük dünya da onlarca insanla karşı karşıya geldim de onu bir kez daha görüp kokusunu içimin en dibine hapsedecek kadar sarılamadım...

Öyle işte. Olur bazen böyle. Garip antika değerinde duygular kaplar insanın beynini, kalbini. Canın yansa ne fayda... Kavuşmak denilen o eylem masalların bir parçası oldu bana... Yoluma böyle de devam edebilirim. Sensiz, sessiz, hissiz... 

Umut mu? Her zaman benimle o kalbimde olduğu sürece... Dualarım tek çarem kalbimden göklere yükselen kelime topluluğu...

Daha söylenecek o kadar söz varken bırakmak zorunda olmak ne fena, daha yaşanacak gezilip görülecek onca yer varken bitmesi. Ne fena değil mi?....

30 Mar 2014

Zaman Güzel Yaşayana Geçmiyor Sadece Zaman Herkes İçin Geçiyor Ama Kolay Ama Zor... Mutlaka Geçip Gidiyor.... Bazende Gelip Karşına Dikiliyor...

Pek uzun zaman oldu sanırım içime akıtalı kelimelerimi yine. Susturmayı ya da boş koy gitsin demeyi pek bir yapıştırdım dilime, kalbime, içime en çokta.. Bazen acıdı, çok acıdı bedenim susturdum mesela; canımın acısı evlere sığmazken, canım bedenime dar gelirken kendi kendime bir şarkı tutturdum dilime. Sağıma baktım kimse yoktu, soluma baktım kimse yoktu, önüm arkam bomboştu tek başına hala dimdik yürümeye çalışıyordum. Ne zamana kadar nereye kadar hiç bir yanıt veremeden kendime. Korkularım boyumu aştı dağ kadar oldu mesela değiştim epey; konu cesaretse hiç düşünmeden beylik laflar edebilecek ben frene bastım öyle sert durdum ki kalkamıyorum artık yerimden.

 Ne arkadaş ne eş ne dost pek bir anlamsız geliyordu artık. Güvenmek artık imkansızlaştı benim için. İnsan bir şey için bir kere gemileri yakıyor sonra denizi bomboş kalıyor ve.... ' ve ' si yok işte aptalca, saçma sapan kalıveriyor kıyıda. Kaldıkça belki güçleniyor belki içten içe çürütüyor kendini. O da senin kendinle geçirdiğin zamanın sana öğrettikleriyle mümkün.

Bir bakmışsın, ne çok zaman geçmiş. Acı-tatlı, güzel-çirkin, anılası-lanet edilesi.... Onca zamanı arkada bırakmaz bırakamaz insan unuttum sanır.  Ufacık bir koku canlandırır bütün her şeyi ; düğümlenir de boğazın ne özledim diyebilirsin ne nefret edebilirsin. Garip garip başını öne eğer düşünürsün onca zamanı ' Neydi seni vazgeçirecek, neydi bu kadar yok sayacak, nasıl sevemeyecek kadar gidebildi ayakların, ayakların gitmek isteğinde kalbin hala buralarda mıydı, neydi şimdi seni getiren?..

Kalp aşkta çalışmıyor sadece üstadım. Ben isterdim ki aile... Benim kalbim onlarda da atabilsin. Olmadı ve artık olamayacak sanırım... Onlar olmayınca insanın kor olan o kalbi küçücükken oluyor kocaman dünya. Diyeceğim şu ki üstadım, dünya sanki yanıyor sen içindesin öyle garip bir hadise bu aile işi. Varken yok olmaları,...

Velhasıl kelam, sen sen ol dedim kendime; güvenme kimseciklere bundan sonra ve kork deli gibi kork herkesten, güvenemeyeceğin için güven duygusunu kaybettiğin için... Vicdanın rahat olsun sen değil sana bunu kaybettirip korkmak duygusunu kazandıranlar utansın. Bir gün Rabbim onlara anlama güdüsü verirse....

Zaman dar uyumak gerek. Beni bekleyen bir iş, işin başına geçmeyi bekleyen bir ben var...

12 Eki 2013

Bir Parça Müzik. Sonra mı? Hayat Yeniden Başlayacak :)

 

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki "söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım...

Nietzsche

Müzikler ve şiirler olmasa daha kolay unutur bence insan ya da beyinden siliniverse neyi unutman gerektiği, yeni bir aşka yelken açmak o kadar da zor olmayacak yüreğimce. Mutsuzluğa değil seni mutluluğa gebe bırakacak birine sarılacaksın belki de delice. Vaktim yoktu halbuki benim öyle gün içerisinde deli gibi tek bir anı düşünmeye (yeni işim sağ olsun)... Yani diyeceğim o ki üstadım vakit o kadar az ki; değil aşık olmak nefes almayı unuttuğum zamanlarım var, şimdi gelde pır pır etmesin kalbin, gelen mesaja aptalca gelde gülümseme, liseli aşıklar gibi gelde yemek yemeyi falan unutma, gelde midende filler oyun falan oynamasın. Hadi gelde yaşama bunları....
 Yeniden gülümsemene sebep birisini alıvereceksin yüreğinin baş köşesine yakın mı dersin; hüznünü saklamak için zorla gülümsemek değilde aşkla yeniden gülümseyebilmek... Sanırım pek yakında yüreğimde :))



Yine de bu şarkı çok güzel, biraz slow ama olsun... = Zara- Son Fasıl

5 Eyl 2013

Yakın Diye Fısıldadı Kulağıma; Bizim Dünyamıza da Güneş Doğacak Pek Yakın Zamanda...



Gelir mi insan insana aşk diye. Gelir üstadım yürek yanarsa hissederse sevilen sevdiğinin yüreğinin yangını gelir. Ne güzel de olur. Nefesine nefes gelir, yüreğine bahar, güller açar tekrar yanakların. Peki insan aşkına zehri yama yapar mı? Yapar üstadım. Sevilenin de varsa sebepleri aşkı zehir de eder zıkkım da. Bal çalar bir parça dudak kenarına sonra bir bakmışsın dünyada ki bütün ballar yok. Bu senin sınavındır. Hayat sana daha önceden dersini vermediği yerlerden sorguluyordur artık. Sınavında başarılar. Kul inşallah derse Yaradan inşa edermiş. Hadi kocaman gönülden kopan bir ‘ İnş(A)llah ‘ o zaman.

Garip değil mi uzun zamandır göz ucumda bekleyen damlalar döküldü sebepsiz. Belki de garip değildi gerekli ve olması gerekendi. Hayırlısı…

‘ Sevdiğim’ dedi bir ses. Titredim, korktum, sustum, koştum… Dönülmesi imkansız hareketler yapmamak lazım üstadım. Kaybetmek kötü olur hele bir de insan kendi aptallığı yüzünden kaybediyorsa yaşadığı ömür boyunca gör sen vicdan azabını.

Yapmasalar insanlar bilseler azıcık sevginin kıymetini seviyoruz diyenleri bıraksalar birbirlerine. Aşklarını yaşayamayan insanlar, istenmeyeni istemeyenler yüzünden. Her şey güzel olacak cümlesini kuramayanlar var korkudan. Evet seviyoruz kelimesini korkarak söyleyenler onlar. Onların birbirlerine yüreklice söyleyemedikleri korkuları var bir sürü. ‘ Ben yanındayken korkmayacaksın kadınım.’ diyen adam yüzünden korkan kadınlar. Ne çok sevmiş ne çok ürkmüş sevgiler var. Yazık halbuki tam tersi olmalıydı değil mi? İnsan sevdikçe cesaretlenir bizim gibiler sevdikçe kabuğuna çekiliyor. Garip gerçekten pek garip. Sınav demiştim ya… Başarılar…

Aşk güzel şey derlerdi. Eskiden olsa oturur saatlerce düşünürdüm acaba güzelliği nerede diye. Anladım ki… Anlamadım, anlayamadım üstadım...

Gitmek isteği gelir öyle zamanlarda hep aklına. Doğduğun, büyüdüğün, nefes aldığın şehir dar gelir. Saçma sapan düşünceler beynini kemirir. Olmamayı istersin bu zamanlarda. İnsanların menfaatlerini, karşılıksız hiçbir şey yapamayan insan  sayısının ne kadar fazlalaşmış olduğunu görürsün. Dar gelir canın bedenine. Duaların vardır hep diline yamaladığın ama kar etmez sana. Sonra küçük bir can için, onun için dersin ‘ hadi bir kez daha’ yeniden aynı yoldan ayaklanmaya çalışırsın. Başarılar.

Fonda bir Bedirhan Gökçe; Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde işte seni sevmemek içinde öyle…

Ben yine açtım ellerimi semaya, bilirim şah damarım kadar yakınsın bana yüreğimi neşelendiren ve azap içinde bırakan bu aşkı da sen verdin yüreğime. Kah sevindim fani dünyada ki cennetim diye kah kahroldum bu dünya da cehennemi yaşıyorum diye yine biliyorum ki her şeyin hayırlısını bilende sensin. Bedenim ne kadar dayanır daha ne kadar savaş verir sevgiyi bilmeyenlere karşı, biz ne kadar biz olabiliriz bilmiyorum. Sadece senden isteyebildiğim için; Sınavımız da yardım et Rabbim…

25 Tem 2013

Son Olmadı, Son Olmayacaktı Bu Kadar Kesmeseydim Artellerimi...



Kısmet olmayanlarla başlayayım bu gün lafa, kısmet olamayacaklarla... Sitem etsek mi etmesek mi bilemedim şimdi. Vuslatı kısmet olamayanı sevmekten mi devam etsek. Sevilmenin herkeste vuku bulunamamasıyla mı sonlandırsak cümleyi yoksa helal edilmeyen haklarla mı? Yemin edenlerin kocaman bir yalandan ibaret olduklarını mı anlatsak bu gün. İnanmamak gerektiğini, aşkın riyasını, çekilen her dumanın içini nasıl yaktığından mı bahsetsek. Karar veremedim bak şimdi.

Sitemim kalmadı, acım kalmadı, nefretim yok o kadar rahat bir şekilde sundum ki sizleri Yaradan' a içim rahat bir şekilde nefes alıyorum artık. Herkes hissettiği kadar yaşar; Aşkı, insanlığı, güveni ne kadar içten yaşarsanız onlar sizin canınızı yakmanın cezasını o kadar fazla çekecekler bilin istedim benim hep öyle oldu...

Cevabını veremediğin sorular mı bulundu yine hayatında? Hangi eller yarenlik yapar sevdiğine bilemezsin, garip bir şekilde sızlayan sol tarafının acısını dindirmeye çalışma çabaların başarıyla sonlanmıştır. Acısını çeke çeke yanan yüreğin soğumuştur artık. Yeni bir hayatın temellerini atmaya hazırlanmışsındır. Eskisi kadar bitap değilsindir.

Yeni bir hayat? Yalanların olmadığı bir hayat mı? Erkeklerin öküzlükten muaf olduğu bir hayat mı? Güven denilen o duygunun sonuna kadar hissedildiği bir hayat mı? Sevginin üç beş kuruşa satılmadığı bir hayat nasıl olur? Savaşın olmadığı, insanların açlıktan ölmediği bir hayat mı? Tamam o kadar evrenselleşmeyeceğim insan önce kendinden başlamalı düzelmeye değil mi hem ben mutluluk için adım atmalıyım artık mutlu etmek için değil.

Velhasıl üstadım güzel giden bir şeyler var kabul ama gitmeyen gitmeyecek olanlarda. Bitirilmiş olanlar, yeni başlayacaklar. Kapının açılması gerekiyormuş, bir şans falan verilmeliymiş. Ben inatla insan sevmezse aşık olmazsa hissetmezse yapamaz derken aslında durum hiçte öyle değilmiş. Her ilişkinin yapılması gerekenleri varmış durum oymuş hani. Mesela bir ilişkide erkek kadını iş yerinden almaya hep gelirmiş bu hissedilerek yapılan bir şey değilmiş. Vaziyet sevgili haliyse her erkek yaparmış korumayı, seviyormuş çok aşıkmış gibi görünmeyi, hediye alabilirmiş her erkek kadınına, kocaman bir demet gül, güzel bir akşam yemeği planı yapabilirmiş minik minik sürprizlerle, birazcık hissetse de... Gerekmezmiş öyle çok aşık olmak falan hem ayrılınca da çok acı çekmezsin değil mi...

Bir erkek bir ilişkide ne kadar erkek olabilirse bir kadında o kadar kadın olabilir bence ama en önemli bence; bir erkek nazik olmalı, kibar olmalı nerede nasıl davranması gerektiğini bilmeli, bir erkek zeki olmalı, zaafları olmamalı bir erkeğin, kaya gibi sapasağlam durmalı, korku kelimesi erkeğin sokağının başından geçmemeli, cesur olmalı erkek dediğin, bir erkek sevdikçe güzelleşmeli öyle 'Bu kadın beni köpek gibi seviyor lan başka hiç kimseyi sevemez.' dememeli diyorsa da onun gibi sevebilmeli, bir kadın seviyorsa hayatındaki en önemli şeylerin önünde bir erkeği, yolda bulunan nimet gibi üç kere öpüp baş üstüne konulmalı o kadın, bir erkek önce adam olabilmeli, zaten kadın kalan eksikleri büyük bir memnuniyetle tamamlar...

Artık zamanı diyenlere inat biraz daha zaman :) ( Ne kadar dik başlı bir varlığım ben yahu :P )

Umman, ben, ada, ilgi, şefkat, aşk... Mükemmel altılı :P