9 Ağu 2015

DİĞER YARISI VAR MI GERÇEKTEN İNSANIN SIFATI NE OLURSA OLSUN ONU TAMAMLAYACAK KİŞİ?...

Neler gelir geçer, ne insanlar, ne hayatlar, ne hayaller... Vazgeçtiklerin düşlediklerinden çoksa işte o zaman kırılıyorsun hayata karşı...

Özlediklerin, cam kırığı gibi batar bedeninin her bir köşesine en çokta kalbini acıtır zaten, evet klişe olan o soru gelir bu durumda akıllara kan pompalayan bir organ nasıl acıyabilir ki bir bedeni. Ben de bilmiyorum ona atfettik sanırım sadece sevmeleri, acıyı, mutluluğu... (Bazen benim mideme kramplarda giriyor, ya da aşkı hissettiğim zaman o midemde tepinen filler falan, uzun zaman oldu o filleri hissetmeyeli neyse konu bu değildi zaten.) Aslına bakarsan acı bütün vücuda yayılıyor her bir zerren de hissediyorsun nefes alamıyorsun falan, mutluluğu da hissedebiliyorsun o zamanda bedeninin her bir köşesinde horon teperler. Her halükarda; yazarsın, yazarsın, yazarsın.... Yazdıkların hissettiklerinden noktacık olur. Olsun ya, ferahlatır azıcıkta olsa seni...

Kendini bir şey sananlar var ya; sitcom seyretmek istiyorsan koltuğuna geç ve onları izle sadece inan ki çok zevkli oluyor. Olduklarından farklı bir yerde kendilerini gösterip yalakalık yaptıklarının karşısında ayağını bile yalayacak durumlara girebiliyorlar ya işte tam da oturup onu izlemeli...

Oturdukları koltukta kendilerine köle arayanlar o koltuktan kalktıktan sonra sevemeyecekleri bir yalnızlığa mahkum olurlar. Çevrende dolanan insanlar senin kişiliğini değil koltuğunu seviyorlar öğrenemedin mi hala? Sana da bir yazık şimdiden. Kişilik, karakter önemlidir, kalk oradan parayı, ihaleyi, hak yemeyi bırak bir kenara, pişman olmazsın korkma!

Bir de; paranın konuştuğuna, duygularının olduğuna hatta onunla yuva kuracağına inanan insanlar var. Yazık!... Kelimeler değerlidir evlat, kelimelere renk veren insanlar değerlidir... 

Küfür insana yakışmaz! Başkalarına; bir kadını kullanarak edilen küfürden rahatsız olmayan ve bunu yakıştıran insanların ahlak kavramı beni pes ettirdi. Evet hakareti hak eden gerizekalı yalaka tipler olabilir ama bir küfür bir kişiyi nasıl rahatlatabilir, bende anlamsız sizi bilemem...

Bu yaşına kadar tanıdığın insanlar bundan sonrasında tanıyacaklarından pekte farklı olmayacak ya bir eksiği ya beş fazlası. Farklı olanını bulunca yakasına yapışacağım zaten!

Bundan 10 yıl önceydi belki de hayallerimi çaldılar sonrası çorap söküğü gibi derler ya öyle oldu işte. Şimdi destek olamayan tiplerin köstek olmaya çalışmalarına ne tahammülüm ne sabrım var. Hayatımın vazgeçilmezi durumunda da olsalar vazgeçerim. Net!...

Aaa bir de  "Hasbinallahü ve ni'melvekîl." diyenler var, kibri giyinmişler, saygıyı sevgiyi sandıklara kaldırmışlar, merak edipte bakmamışlar bu sandıkta ne var diye çünkü hep riyayla sevileceklerini sanmışlar, karşılarındakileri aptal sanıp yazmışlar da yazmışlar. E bir dur yolcu bıktık artık, biz senin paranla neler yaptığından, insanlara ettiğin hakaretlerden, kendini kurnaz, akıllı, ticaret adamı sayıp karşındakileri hiç olarak görmenden, dediğim gibi dur yolcu bugün durmazsan ilahi adalet seni elbet bir gün durduracak.

Sonra; Seviyorum kopamıyorum ama eminde değilim ben bir geleyim nasıl olsa alışkınsın sen, gidince iki gün üzülürsün sonra ayağa kalkmaya çalışırsın, kalkarsın da meraklanma, seni dağıtmaya yine geleceğim diyen insanlar var ama seviyorlardır. Sevgilerinden aşklarından şüphe etme sakın! Şüphelenirsen suçlusun, onlar gidince beklemezsen suçlusun, gitmelerine karşılık; unutursan, boş verirsen, görmezden gelirsen, suçlusun! Affedemezler seni!... Sen kötüsün, kötü kalpli bir pisliksin. Nedeni basit; bir kadın olarak susmadın, bir kadın olarak beklemedin, bir kadın olarak düşündün, bir kadın olarak anlaşılmayı, özür dilenmeyi bekledin, bir kadın olarak gitmeyi tercih ettin... Kadın gitmez Ebru, kadın bekler, kadın körü körüne sever, kadın köle olur, kadın baş eğer, kadın erkeğini mutlu etmek için isteklerinden düşüncelerinden özgürlüğünden vazgeçer. Üzgünüm bayım ben seve seve gitmek zorunda kaldım sen kendini ne ile kandırdın bilmiyorum ama benim kanım içime aktı... 

Özür dilerim çevremde olup bitenden bu kadar haberdar olup hangi sınıfa girdiğimi bilmediğim için...

9 Mar 2015

SONRASI; SON OLUR!




Vardır öyle zamanlar, olur öyle şeyler, geçer gider sonra... Bir tokat gibi çarpar suratına, sızlarsın, sızlatır o acı seni, son olur, sonrası olmaz sonra...
Bir karavanla uzun bir yolculuk olur, ne de güzel olur.
Uçlarda yaşayan insanlardan uzaklara gitmek,sessizliğin sesini işitmeye çalışma çabalarıyla yaşamak...
Yargıları kılıçtan kesin olanlardan çok uzaklara, öldürmeyi hak bilen, özgürlük isterken özgürlüğünü çalanlardan, saygı bekleyen saygısızlardan, egolarının muhasebesini tutamayanlardan, mutluluğun daim olduğu o hayallerin başkenti ütopyaya yolculuk yapmak ne de güzel olur...
Savaşmamalı insancıklar, küçücük canların Arş-ı Alâ ya göç etmemesi için.
O küçük canların annelerinden, annelerin hep küçük kalacak yavrularından ayırıp onulmaz yaralar açılmaması için.
Vicdanı olması gerek insanların; ölümün acısını damarlarında hissedenleri görüp elindekilere sıkı sıkı sarılabilmeleri için, ağlayanı görüp sızlayacak yüreğe ehil olmak için.
Gözyaşlarını değil evlatlarını büyütmesi gerek analarımızın...
Sevmesi gerek şiir gibi o adamların, o en narin kadınları.
Gitmesi gerek kadınların; şiir gibi seven o adamlara.
Ziyan olmaması gerek böyle aşkların, ziyan etmemek gerek; şiirleri, sevgileri, gamzeli buseleri, huzuru,..
Velhasıl kelam sevmek gerek Yaradan' ı , Yaradan' dan ötürü yaratılanı sevmek gerek üstadım...
Olmazsa, sonrası son olur işte o zaman...

16 Oca 2015

Alışkanlıkların Verdiği Cesaretle Reddediyor Artık Seni Bu Beden... Kalbim mi O Hala Atıyor....


Söylenecek o kadar çok söz varken bir kelime etmek gelmedi artık yüreğimden. Canımı acıttım... Canım yine bedenime dardı.(Bir türlü genişletemedik zaten o kalıbı) Biliyorum geçecek, ' Daha kötüsünü atlattın kızım, bunlar sana vız gelir' diyor dış ses, ' Tabi ya bunlar ne ki hehey ben neler atlatmış hatunum nelerin üstesinden geldim, bu da geçer elbet..' Sonra duruyorum, gözlerim doluyor, ağlamaya ramak kala 'Değmez, eskiden de değmezdi şimdi de değmez, yapma ne gerek var bir de Arasat Meydanı'nda yana döne seni arayıp ' Benim yüzümden çok göz yaşı döktün medcezirlerimle ömründen çaldım. Helal Et Hakkı 'nı ' diyecek, derin bir nefes alıyorum geçiyor, işte birazcık... Bu kez fonda Murat Göğebakan'dan 'Keşke Tanımasaydım Seni' ... Böyle içime içime işliyor sanki her bir kelimesi. Keşke denilmez de küçücük bir aşk karşısında acizleşebiliyorum bir anlık gafletle, şiiri dinlerken aklımın ucundan değil beynimi deliyor o kelime ' Keşke...'. Sen Affet Allah'ım... Sen Affet... Biliyorsun binlerce 'İyi kilerim' var benim...

Neyse zaman geçti öfke dindi biraz da olsa fakat almış olduğum fevri kararlar değişmedi. Kendime sorduğum 'Neden' sorularım bitmedi. Kader konuşmaya başlayınca insan susarmış dedik susturduk içimizi elden ne gelir kalpten gelen aşk işe yaramayınca...

Artık ' Bir Adam Var ' çok sevdiğim diye başlayan cümleler yazamayacağım. Alışkanlıkların getirmiş olduğu kırgınlıklarla yazıyorum ben yazımı. O kadar vurucu o kadar etkili cümleler taşımayabilir artık bu satırlar. Benim acım ilhamımmış ya da insanın işte ne bileyim milyonlarca insan acısını ve mutluluğunu farklı dillerde farklı yöntemlerle anlatır ben zehrimi yazarak kusuyorum. Acını dindiriyor mu çığlıkların susuyor mu içinde diye soracak olursanız bilmiyorum ama yazmak, okumak, sessizliğini dinlemesi insanın, yanında kahvesi, bir de sigarası varsa en önemlisi sana bu sıkıntıları veren bir Rabbi, şükür eden bir canın varsa işte dağ olsa dertler toz olup uçuveriyor un ufak oluyor o sıkıntılar. Sen Seni eksik etme Allah'ım kalbimden... Sen varlığını eksik etme ömrümden...

İnsanlar kişilerin farklı yüzleriyle sadece aşkta mı karşılaşıyor sanki, mevki makam devreye girince, olmayan yüzlerine milyonlarca yüz ekliyor insanlar üstadım, vallahi gördüm. Artık şaşırmıyorum ama yeni olaylar yeni yüzler hala devam ediyor şaşırtmaya. Immmm Icarus'a ait bir laf vardı hani ' O kadarını da yapmaz diye düşündüğüm herkes tam olarak o kadarını yaptı.' yapmaz dediklerine karşı her zaman tetikte olmalı insan, hele de sevdiklerine karşı. Aslında o sevdiklerin seni üzdüğünde daha çok kırılırsın ama seversin işte kalbinde, evinin bir köşesinde hep onlara yer vardır. Çok sevmemek lazım üstadım sevdikçe kırılıyor insan. Ne diyelim ki; sevgimizi ziyan eden insanlar utansın.

 İnsan yaşadıkça tecrübe üzerine tecrübe kazınıyor beden bir süre sonra duyarsızlaşıyor o vurgunlar anestezi etkisi yaratıyor beynimizde ve sol yanımızda. Her şeye rağmen can yoldaşımın bana hatırlattığı o çok inandığım aşk vardı. Bir gün öyle çok seveceğim öyle çok sevileceğim ki İnandığım'ın gönderdiği hediyeyi öyle baş üstünde taşıyacağım ki anestezi etkisi yaratan o duyguların hepsi o anda son bulacak. Laf aramızda ben pek inanamıyorum buna ama dualarımız arasına bunu da iliştireceğiz artık tabi. Eeee hangi insan hak etmez ki çok severek çok sevilmeyi...

Kelimeler tükenir ama şimdilik. Tekrar gelip kelimeleri zincir yapacağım elbet.

8 Ara 2014

Kaybetmemeli Umud'u. Değerlidir O... Bırakma Sarıl Bütün Gücünle... Bizim için Savaşamadık ama Umudunu Yitirmemek İçin Savaş, Savaşmalısın...



Hüzün ne fena! Yapıştıysa yakana bırakmıyor son nefesine kadar seni... Düşünceler, soru işaretleri, sorumluluk... Bırakmıyor peşini hiç. İnsanların gamsızlığı, iki yüzlülüğü, yalanları,... Bir bir uzaklaştırıyor seni onlardan. Uzaklaşmakta gerekiyor onlara benzememek için, aynaya bakınca onlardan bir tane daha görmemek için çok uzaklara gitmek. Aslında susmak, kaçmak, görmemekte pek fayda sağlayan bir şey değil, onlar her geçen gün fazlalaşıyor ya da yeni yeni görebiliyoruz aslında onlar hep hayatımızın bir köşesindeydi bizler yeni farkettik. Bazılarının hayatlarında çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştıkları sadece bir basamak olduğumuzu yeni yeni görüyoruz. Neyse ki artık görmeye başladık, ya hala eskisi gibi kör olsaydık. Şükür!...


Hayat ne kadar da çok insan sunuyor değil mi önümüze. Kimileri reeldir kimileri imitasyon. İnanmak zor olsa da hala tertemiz insanlar var yalan nedir bilmeyen, başarının üstüne yatmayan ya da başkalarını yatırmayan, ben değil biz demeyi bilen, korkusu kurguları olmayan, zekasını ön yargılarına bağlamayan, hoyrat kahkahalarını acımasızlığına atmayan atamayan, aşık olursa bir gün dokunmaya kıyamayan, gözleriyle seven, seni kelimelerin yetersiz kaldığında ' Anlatamıyorum!' demene fırsat vermeden seni anlayabilen, özlemin acısını her nefes alıp verdiğinde hissedebilen, aşık olduğu o kişiyi üç saniyelik bir zaman diliminde gördüğünde ayakları yerden kesilen,... hala varlar ve ne yazık ki dünya onlar sayesinde hala bir öküzün boynuzun da değil hala o insanların iyiliği ve duaları sayesinde dönebiliyor....

Evlilik! Bir evliliğimiz eksikti. Bekar olduğun fikri ne zaman ailen ve çevrendekilerin zihnine oturursa o zaman başlar ' Evlilik ne zaman?' soruları. ' Evlenmiyorum, evlenmeyeceğim, bana ne yahu o kim? ' ayağına yatsan da can sıkıcı bir hal almaya başlayan evreler yaşarsın. Eskiden ev de yalnızken huzur içinde olduğun anlarının yerini korku dolu zamanlar alır. En tehlikelisi de annenin bu durumu hissetmesidir. Nasıl evirip çevirip konuyu istedikleri yere bağlar bu hatunlar anlamam. Yorgunum Anne! Dün gece korktum uyuyamadım Anne! Dışarıdayım Anne! Arkadaşım oturuyoruz Anne!... tehlike içeren kelime topluluklarıdır bu ve bunun gibi cümleler Anne(me)ye düğün dernek kelimesini çağrıştırabilir. Tabi ki açılan savaşta anneler silahlarını envayı çeşit kuşanırlar, Mesela bayanların dayanamadığı bebekler... Allah'ım ben böyle baskı görmedim artık her karşılaşma her konuşma 'Evlilik' tabi şu an bunalım moduna girmek üzere olduğum için sadece bunalım dünyamla ilgileniyorum yoksa benimle evlenebilecek bir kör, dilsiz, sağır bulamadığımdan değil. Evlilik bana bundan sonra ütopya anam bacım bir anlayın artık...

Bazen unuttuğun o yaşlar gelir yoklar seni ('Bizler hala buradayız; bastırmaya duyguların, yok etmeye çalıştığın anılarının içindeyiz...' dercesine) Hani şu kafanda bulunun iki tane çukur var ya dünyada bulunan somut olan her şeyi görmene yarayan organın: Gözlerin ( Ah o gözlerin diyerek iç geçirdiğini hissedebiliyorum şu an ama ben yine kendimi kandıracağım rahat ol en son istemediğin anılarımızı, düşünerek hiç sevmemiş olduğunu varsayarak)... İşte o gözlerden akan, adına göz yaşı dediğimiz damlaları sevin bazen onlar hiçbir insanın veremediği rahatlık ve huzuru verirler sizlere...

Sana Bende ki Seni Sunsam Tanıyamayacağın Bir Sen Var Benim Sol Yanımda... Ben Senin Bir Anlık Merhametini... Ben Senin Bir Anlık Bakışını... Ben Senin Bir Anlık Bütün Güzelliklerini Dağ Gibi Yaparak Sevdim Seni... Şimdi Sen Bile Tanıyamazsın Seni...

5 Ara 2014

Sonsuza Kadar Benimlesin, Bilebilsen Anlayabilsen...

Üç Nokta... Bitmeyen bitmeyecek kelimeleri anlatır ya hani böyle ne kadar uzatmak istersen iste anlamına gelir ya işte ' Sen..., Sana olan aşk...' öyle...

Uzun zamandır içimde olan, yazıp yazıp okuyamadıklarında saklı kalanları anlatmış bu şiir tam olmasa da sana söylemek isteyip söyleyemediklerimi saklamış satırlarında bu şiir...


19 Ağu 2014

Anlayamıyorum, En Fenası da Anlatamıyorum İçimi ve Biliyor musun Yoruyor Anlatmaktan Çok Anlaşılmamak...

Kocaman bir aşkım vardı benim. Anlatsam, herkese anlatsam bitmeyecek bir aşkım vardı öyle büyüktü ki ışığıyla gözlerimi kamaştıracak güzellikte beni öyle mutlu dünyanın en güzel kadını yapan muhteşemlikte.

Sonra...

Sonra o ışık beni içten içe tüketti bitirdi. Kocaman olan o aşk var ya her defasında beni benden götürdü. Canımın acısını yerin yedi kat dibinde yaşadım. Küfürlerim oldu ağız dolusu, haykıramadım... Çığlıklarım oldu feryat figan kimseciklere duyurmadım... Bitmeyen bir karanlığın içinde boğuldum. Birisi parmak ucuyla dokunmayı bırak elini uzatsa gözlerim hazırdı ağlamaya. Kandırdım kendimi yalanlar söyledim önce içime ' Hiç sevmeyen biri vardı .'senin iki kişilik yaşıyorum sandığın o aşkta. 'Gidecek!...' dediler. 'Gitmez!...' dedim 'Biz bitmeyiz, bitmeyeceğiz.' dedim... Sonra ' Gitti, bitti!...' dedim. Yokluğunun acısı da acıtmayacak canımı artık 'Sabır!..' dedim 'Unutacağım...' dedim. Önce kendimi kandırdım. Sonra herkesi... Canım sızladığı her an çevreme bakındım. Sanki yanı başımdaymış gibi. Otobüsleri reddettim bir süre ' Ya kokusu gelirde yoklarsa sol yanımı...' düşüncesiyle kaçtım herkesten her yerden. Kaçtım, küçücük dünya da onlarca insanla karşı karşıya geldim de onu bir kez daha görüp kokusunu içimin en dibine hapsedecek kadar sarılamadım...

Öyle işte. Olur bazen böyle. Garip antika değerinde duygular kaplar insanın beynini, kalbini. Canın yansa ne fayda... Kavuşmak denilen o eylem masalların bir parçası oldu bana... Yoluma böyle de devam edebilirim. Sensiz, sessiz, hissiz... 

Umut mu? Her zaman benimle o kalbimde olduğu sürece... Dualarım tek çarem kalbimden göklere yükselen kelime topluluğu...

Daha söylenecek o kadar söz varken bırakmak zorunda olmak ne fena, daha yaşanacak gezilip görülecek onca yer varken bitmesi. Ne fena değil mi?....

30 Mar 2014

Zaman Güzel Yaşayana Geçmiyor Sadece Zaman Herkes İçin Geçiyor Ama Kolay Ama Zor... Mutlaka Geçip Gidiyor.... Bazende Gelip Karşına Dikiliyor...

Pek uzun zaman oldu sanırım içime akıtalı kelimelerimi yine. Susturmayı ya da boş koy gitsin demeyi pek bir yapıştırdım dilime, kalbime, içime en çokta.. Bazen acıdı, çok acıdı bedenim susturdum mesela; canımın acısı evlere sığmazken, canım bedenime dar gelirken kendi kendime bir şarkı tutturdum dilime. Sağıma baktım kimse yoktu, soluma baktım kimse yoktu, önüm arkam bomboştu tek başına hala dimdik yürümeye çalışıyordum. Ne zamana kadar nereye kadar hiç bir yanıt veremeden kendime. Korkularım boyumu aştı dağ kadar oldu mesela değiştim epey; konu cesaretse hiç düşünmeden beylik laflar edebilecek ben frene bastım öyle sert durdum ki kalkamıyorum artık yerimden.

 Ne arkadaş ne eş ne dost pek bir anlamsız geliyordu artık. Güvenmek artık imkansızlaştı benim için. İnsan bir şey için bir kere gemileri yakıyor sonra denizi bomboş kalıyor ve.... ' ve ' si yok işte aptalca, saçma sapan kalıveriyor kıyıda. Kaldıkça belki güçleniyor belki içten içe çürütüyor kendini. O da senin kendinle geçirdiğin zamanın sana öğrettikleriyle mümkün.

Bir bakmışsın, ne çok zaman geçmiş. Acı-tatlı, güzel-çirkin, anılası-lanet edilesi.... Onca zamanı arkada bırakmaz bırakamaz insan unuttum sanır.  Ufacık bir koku canlandırır bütün her şeyi ; düğümlenir de boğazın ne özledim diyebilirsin ne nefret edebilirsin. Garip garip başını öne eğer düşünürsün onca zamanı ' Neydi seni vazgeçirecek, neydi bu kadar yok sayacak, nasıl sevemeyecek kadar gidebildi ayakların, ayakların gitmek isteğinde kalbin hala buralarda mıydı, neydi şimdi seni getiren?..

Kalp aşkta çalışmıyor sadece üstadım. Ben isterdim ki aile... Benim kalbim onlarda da atabilsin. Olmadı ve artık olamayacak sanırım... Onlar olmayınca insanın kor olan o kalbi küçücükken oluyor kocaman dünya. Diyeceğim şu ki üstadım, dünya sanki yanıyor sen içindesin öyle garip bir hadise bu aile işi. Varken yok olmaları,...

Velhasıl kelam, sen sen ol dedim kendime; güvenme kimseciklere bundan sonra ve kork deli gibi kork herkesten, güvenemeyeceğin için güven duygusunu kaybettiğin için... Vicdanın rahat olsun sen değil sana bunu kaybettirip korkmak duygusunu kazandıranlar utansın. Bir gün Rabbim onlara anlama güdüsü verirse....

Zaman dar uyumak gerek. Beni bekleyen bir iş, işin başına geçmeyi bekleyen bir ben var...

12 Eki 2013

Bir Parça Müzik. Sonra mı? Hayat Yeniden Başlayacak :)

 

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki "söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım...

Nietzsche

Müzikler ve şiirler olmasa daha kolay unutur bence insan ya da beyinden siliniverse neyi unutman gerektiği, yeni bir aşka yelken açmak o kadar da zor olmayacak yüreğimce. Mutsuzluğa değil seni mutluluğa gebe bırakacak birine sarılacaksın belki de delice. Vaktim yoktu halbuki benim öyle gün içerisinde deli gibi tek bir anı düşünmeye (yeni işim sağ olsun)... Yani diyeceğim o ki üstadım vakit o kadar az ki; değil aşık olmak nefes almayı unuttuğum zamanlarım var, şimdi gelde pır pır etmesin kalbin, gelen mesaja aptalca gelde gülümseme, liseli aşıklar gibi gelde yemek yemeyi falan unutma, gelde midende filler oyun falan oynamasın. Hadi gelde yaşama bunları....
 Yeniden gülümsemene sebep birisini alıvereceksin yüreğinin baş köşesine yakın mı dersin; hüznünü saklamak için zorla gülümsemek değilde aşkla yeniden gülümseyebilmek... Sanırım pek yakında yüreğimde :))



Yine de bu şarkı çok güzel, biraz slow ama olsun... = Zara- Son Fasıl

5 Eyl 2013

Yakın Diye Fısıldadı Kulağıma; Bizim Dünyamıza da Güneş Doğacak Pek Yakın Zamanda...



Gelir mi insan insana aşk diye. Gelir üstadım yürek yanarsa hissederse sevilen sevdiğinin yüreğinin yangını gelir. Ne güzel de olur. Nefesine nefes gelir, yüreğine bahar, güller açar tekrar yanakların. Peki insan aşkına zehri yama yapar mı? Yapar üstadım. Sevilenin de varsa sebepleri aşkı zehir de eder zıkkım da. Bal çalar bir parça dudak kenarına sonra bir bakmışsın dünyada ki bütün ballar yok. Bu senin sınavındır. Hayat sana daha önceden dersini vermediği yerlerden sorguluyordur artık. Sınavında başarılar. Kul inşallah derse Yaradan inşa edermiş. Hadi kocaman gönülden kopan bir ‘ İnş(A)llah ‘ o zaman.

Garip değil mi uzun zamandır göz ucumda bekleyen damlalar döküldü sebepsiz. Belki de garip değildi gerekli ve olması gerekendi. Hayırlısı…

‘ Sevdiğim’ dedi bir ses. Titredim, korktum, sustum, koştum… Dönülmesi imkansız hareketler yapmamak lazım üstadım. Kaybetmek kötü olur hele bir de insan kendi aptallığı yüzünden kaybediyorsa yaşadığı ömür boyunca gör sen vicdan azabını.

Yapmasalar insanlar bilseler azıcık sevginin kıymetini seviyoruz diyenleri bıraksalar birbirlerine. Aşklarını yaşayamayan insanlar, istenmeyeni istemeyenler yüzünden. Her şey güzel olacak cümlesini kuramayanlar var korkudan. Evet seviyoruz kelimesini korkarak söyleyenler onlar. Onların birbirlerine yüreklice söyleyemedikleri korkuları var bir sürü. ‘ Ben yanındayken korkmayacaksın kadınım.’ diyen adam yüzünden korkan kadınlar. Ne çok sevmiş ne çok ürkmüş sevgiler var. Yazık halbuki tam tersi olmalıydı değil mi? İnsan sevdikçe cesaretlenir bizim gibiler sevdikçe kabuğuna çekiliyor. Garip gerçekten pek garip. Sınav demiştim ya… Başarılar…

Aşk güzel şey derlerdi. Eskiden olsa oturur saatlerce düşünürdüm acaba güzelliği nerede diye. Anladım ki… Anlamadım, anlayamadım üstadım...

Gitmek isteği gelir öyle zamanlarda hep aklına. Doğduğun, büyüdüğün, nefes aldığın şehir dar gelir. Saçma sapan düşünceler beynini kemirir. Olmamayı istersin bu zamanlarda. İnsanların menfaatlerini, karşılıksız hiçbir şey yapamayan insan  sayısının ne kadar fazlalaşmış olduğunu görürsün. Dar gelir canın bedenine. Duaların vardır hep diline yamaladığın ama kar etmez sana. Sonra küçük bir can için, onun için dersin ‘ hadi bir kez daha’ yeniden aynı yoldan ayaklanmaya çalışırsın. Başarılar.

Fonda bir Bedirhan Gökçe; Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde işte seni sevmemek içinde öyle…

Ben yine açtım ellerimi semaya, bilirim şah damarım kadar yakınsın bana yüreğimi neşelendiren ve azap içinde bırakan bu aşkı da sen verdin yüreğime. Kah sevindim fani dünyada ki cennetim diye kah kahroldum bu dünya da cehennemi yaşıyorum diye yine biliyorum ki her şeyin hayırlısını bilende sensin. Bedenim ne kadar dayanır daha ne kadar savaş verir sevgiyi bilmeyenlere karşı, biz ne kadar biz olabiliriz bilmiyorum. Sadece senden isteyebildiğim için; Sınavımız da yardım et Rabbim…

25 Tem 2013

Son Olmadı, Son Olmayacaktı Bu Kadar Kesmeseydim Artellerimi...



Kısmet olmayanlarla başlayayım bu gün lafa, kısmet olamayacaklarla... Sitem etsek mi etmesek mi bilemedim şimdi. Vuslatı kısmet olamayanı sevmekten mi devam etsek. Sevilmenin herkeste vuku bulunamamasıyla mı sonlandırsak cümleyi yoksa helal edilmeyen haklarla mı? Yemin edenlerin kocaman bir yalandan ibaret olduklarını mı anlatsak bu gün. İnanmamak gerektiğini, aşkın riyasını, çekilen her dumanın içini nasıl yaktığından mı bahsetsek. Karar veremedim bak şimdi.

Sitemim kalmadı, acım kalmadı, nefretim yok o kadar rahat bir şekilde sundum ki sizleri Yaradan' a içim rahat bir şekilde nefes alıyorum artık. Herkes hissettiği kadar yaşar; Aşkı, insanlığı, güveni ne kadar içten yaşarsanız onlar sizin canınızı yakmanın cezasını o kadar fazla çekecekler bilin istedim benim hep öyle oldu...

Cevabını veremediğin sorular mı bulundu yine hayatında? Hangi eller yarenlik yapar sevdiğine bilemezsin, garip bir şekilde sızlayan sol tarafının acısını dindirmeye çalışma çabaların başarıyla sonlanmıştır. Acısını çeke çeke yanan yüreğin soğumuştur artık. Yeni bir hayatın temellerini atmaya hazırlanmışsındır. Eskisi kadar bitap değilsindir.

Yeni bir hayat? Yalanların olmadığı bir hayat mı? Erkeklerin öküzlükten muaf olduğu bir hayat mı? Güven denilen o duygunun sonuna kadar hissedildiği bir hayat mı? Sevginin üç beş kuruşa satılmadığı bir hayat nasıl olur? Savaşın olmadığı, insanların açlıktan ölmediği bir hayat mı? Tamam o kadar evrenselleşmeyeceğim insan önce kendinden başlamalı düzelmeye değil mi hem ben mutluluk için adım atmalıyım artık mutlu etmek için değil.

Velhasıl üstadım güzel giden bir şeyler var kabul ama gitmeyen gitmeyecek olanlarda. Bitirilmiş olanlar, yeni başlayacaklar. Kapının açılması gerekiyormuş, bir şans falan verilmeliymiş. Ben inatla insan sevmezse aşık olmazsa hissetmezse yapamaz derken aslında durum hiçte öyle değilmiş. Her ilişkinin yapılması gerekenleri varmış durum oymuş hani. Mesela bir ilişkide erkek kadını iş yerinden almaya hep gelirmiş bu hissedilerek yapılan bir şey değilmiş. Vaziyet sevgili haliyse her erkek yaparmış korumayı, seviyormuş çok aşıkmış gibi görünmeyi, hediye alabilirmiş her erkek kadınına, kocaman bir demet gül, güzel bir akşam yemeği planı yapabilirmiş minik minik sürprizlerle, birazcık hissetse de... Gerekmezmiş öyle çok aşık olmak falan hem ayrılınca da çok acı çekmezsin değil mi...

Bir erkek bir ilişkide ne kadar erkek olabilirse bir kadında o kadar kadın olabilir bence ama en önemli bence; bir erkek nazik olmalı, kibar olmalı nerede nasıl davranması gerektiğini bilmeli, bir erkek zeki olmalı, zaafları olmamalı bir erkeğin, kaya gibi sapasağlam durmalı, korku kelimesi erkeğin sokağının başından geçmemeli, cesur olmalı erkek dediğin, bir erkek sevdikçe güzelleşmeli öyle 'Bu kadın beni köpek gibi seviyor lan başka hiç kimseyi sevemez.' dememeli diyorsa da onun gibi sevebilmeli, bir kadın seviyorsa hayatındaki en önemli şeylerin önünde bir erkeği, yolda bulunan nimet gibi üç kere öpüp baş üstüne konulmalı o kadın, bir erkek önce adam olabilmeli, zaten kadın kalan eksikleri büyük bir memnuniyetle tamamlar...

Artık zamanı diyenlere inat biraz daha zaman :) ( Ne kadar dik başlı bir varlığım ben yahu :P )

Umman, ben, ada, ilgi, şefkat, aşk... Mükemmel altılı :P

30 Haz 2013

Bitmezlerin Biter, Gitmez Dediklerin Mutlaka Birgün El Olup Gider...


Güvenmek lazım öyle gözü kapalı birisine. Sevgini harcamayacak, harcatmayacak kadar cesaretli, gözleriyle, sözleriyle seni aldatmayacak, sevmenin aşkın anlamını özümseyen birisine güvenmeli... Dokunabilecek benim yüreğimdeki sızı onunda yüreğine, hissetmeli diyorum seviyorum diyen özlediğini, özlettiğini, üzüldüğünü, kırıldığını... Yarım bırakmamalı öyle hiç düşünmeden, fevri kararlar verememeli. Diline kilit vurmalı Hak, eline kelepçe, gözlerine perde indirmeli... Üzülmemeli gerçekten seven, üzmemeli yalancı sevgiler onu... Hak ettiği gibi yaşamalı aşkı da sevgiyi de. Zehir olmamalı içtiği aşk, zehir etmemeliler öyle umarsızca.
.
.
.

Bir gün diyorum, ben de verdiğim sözleri tutmayıp mühürleyeyim vicdanımı... Piyangodan çıkarcasına karşına dikilip 'Seni Seviyorum' dedikten sonra ' Yapamıyorum, olmuyor, mecburum...' gibi bahanelerle terk edeyim sevenimi diyorum. Sonra bir gün; dost, arkadaş, kardeş,... dediklerime bir kalleşlik yapıp arkama bile bakmadan gideyim diyorum. Gamsız olayım biraz, biraz vurdum duymaz, aşağılık birazda... Hayattan özensiz gelişi güzel bir menü oturtayım bünyeme kişilik adı altında, ne zaman ne yapacağı belirsiz. Kırıp geçiren insanları, düşünmeden, adice bir kişiliğe bürüneyim diyorum. Hani vur kaç taktiğini uygulayıp boş vereyim bende, hep dolu umup boş çıkanlara inat. Bir kerecikte isyanlar benden değil o çok sevip güvendiklerimden yükselsin arş-ı âlâya... Önce güven vereyim arkalarını döndükleri anda elimdeki hançeri tam sol taraflarına, yürek diye taşıdıkları o hurdaya iliştireyim. Bana yakışan hançer gibi yakışır mı bilmiyorum ama fena durmaz onlarda da paslı bir demir parçası... Bir gün de bencilliğin kitabını yazıp, şerefsizlerin kralı olup, kalleşlerin başını çekeyim. Sadece bir gün bunca yaşatılan riyakarlıkların kat kat fazlasını çektirecek karaktersizliğe sahip olayım da tek tek intikam meşalelerini yakayım diyorum... Diyorum da sonra duruyorum, susuyorum arkamda bıraktıklarıma bakıyorum ve ' Değmez...' diyorum. Ben yolumda ben olarak yürümeye devam ederken siz kurnazlığınızla böbürlenecek kadar küçülün...Ne yazık ki ben bulunduğum yerden sizleri artık göremiyorum...



6 Haz 2013

' Kendine iyi bak! ' tı son cümlem sana sen giderken ve sana olan tek duam. Kendine iyi bak sevgili çok yaşa ki bana yaşattığın acılar yüreğine sığabilsin.




Hissizlikle suçluyorum bu aralar kendimi. Hiçbir şey olmamış hiçbir şey yaşamamış gibi. Ne çok mutlu olmuşum ne çok mutsuz. Hissetmiyorum bu aralar yüreğime yadigar bıraktığın o sızıyı. Susuyorum öylesine, ağlıyorum öylesine, bağırıyorum öylesine... Sanki olmamışsın gibi yaparak kendimi avutmaya çalışıyorum öylesine. Sanki hissiz hissiz sebat etmeye çalışıyor yüreğim. Hayır, bu öylesine yada hissizlikle yapılan bir şey değil, isyanlarını bastırıyorum yüreğimin şükürler yamalıyorum dilime...
Böyle garip garip yüreğime mesken duygularla yürümeye çalışırken, geliverir kuru bir mesaj: ' Hayırlı Kandiller...' Toplu mesajlar genelde kısadır ve herkese gönderilecek kadar özensiz ama şimşekler çakar gök gürler yağmur yağar işte..

Bir insana ihtiyaç duyduğun anda, o insanın sana sırtını dönüp gitmesi; yıkar, tuz buz eder özenle inşa edilmiş kaleleri. Aslında bilip inkar edemediğin gerçekler bir bir dizilirler karşına ve yine o baskı grubu ' Biz söylemiştik... ' :) (Özür dilerim yazarken de yüzümde küçük bir tebessüm oluşturdu o yüzdendi o simge) İlk değildir bu yaşanan, daha öncede yaşanmıştır defalarca aynı olay ama bir fark vardır; bu kez ona ihtiyacın olduğunu, sana destek olması gerektiğini, kuru da olsa bir kelime duymak istediğini söylemişsindir. Evet ne yazık ki bunu bizzat söylemişsindir. Nasıl bir körlük nasıl bir vurdum duymazlık, nasıl bir vicdansızlık mühürlediyse yüreğine düşünmeden gider ve bitirir öldürür işte aşkı da sevgiyi de. İnsanlar da vicdan göstermelik olmuş artık üstadım, inanma olur mu...

Nefret mi? Neden, neye, kime karşı? Her zaman savunmuşumdur bu düşüncemi şimdi yine savunuyorum: Eğer bir insan sana aşıksa sevin, mutlu ol, al onu sar sarmala sakla. Eğer bir insan senden nefret ediyorsa yine sevin; sana karşı hala bir şeyler hissediyor demektir. Eğer bir insan sana karşı hiçbir şey hissetmiyorsa kork, neyin varsa al götür oradan, git uzaklaş... Çünkü artık ne varlığın ne de yokluğun onun için hiçbir önem izah etmiyordur.

Unutmak pek zor üstadım. Unuttum demek yetmez ama öyle bir an gelecek ki neyi unutmak istediğini unutmuşsun işte o zaman unutmak eylemi gereğini yerine getirecektir. Hala canım yandığına göre ben hala unutmuş sayılmam. Beynimde, kalbimde allak bullak duygularla mücadele etmekteyim bu aralar, iki kelimelik bir mesaj bile dağıtabiliyorsa bütün günümü yok üstadım yok ben daha pek bir tazeyim, bayatlamam lazım bu yolda.

O kadar karmaşıklığın arasında birisinin çıkıp gelmesi ne tuhaftır; senin için heyecanlanan, duygularını yüzsüzce ifşa etmek yerine incitmekten korkarak eylemlerini gerçekleştiren birisinin, sessiz sedasız yaklaşan fetih planını inceden hissettirmesi, yanında olma çabası... Sen okyanusta kalmış yalnızlığınla boğuşurken senin yanına gelmekten korkmayan birisi. Bu durum bir kara parçası görmüş gibi sevinip sarılmayı mı gerektirir o yalnızlıkla ölümü beklemeyi mi? Bilemedim şimdi. Tazelikten olsa gerek. Zaman üstadım yanılmamak için biraz daha zaman...

Hayırlısı üstad, herşeyin hayırısı...

18 May 2013

Biraz da cesaretti aslında aşk. Gözünü budaktan sakınmamaktı ve kabullenmekti olanı da, olmayacak olanı da.. K.T.



' Sevgiyi tüketir mi insan kendi elleriyle? Tüketiyormuş...

Durdurmak istersin dünyayı, o güce sahipsindir hani vardır o ışık sende velhasıl parmağını oynatamazsın hayat enerjini eksilere düşürdükleri için.

Gördüklerin ve yaşadıkların karşısında şaşırmaman gerektiğini öğretir zaman sana. Mesela bunun için sadece susarsın. Parelerin dağılsa da dört bir yana içinde ki o güçlü imaj çıkacaktır bir gün ortaya. ' Eminim ben yapacaksın, gücünü bu kadar hafife alma.' diyen bir ses vardır çünkü...

Sevgiyi, aşkı görmeye erinenler; ezberlerine yazacaktır isminin her bir harfini. Çünkü Allah; büyük konuşanların canını almazmış, yaşatmadan onlara aynısını...

Yavaş yavaş mı düşer insan gözden, gönülden... Sindire sindire mi bitirirler kendilerini, seni, onla olan ona dair her bir zerreni?... Yok ediyorlarmış üstadım, görmüyorlarmış ya da görüp görmemezlikten geliyorlarmış.

Anlatamadıkların vardır bir de yazdıkların,yazdıkların ama okunmayanlar bir de okunanlar ama anlanmayanlar... Her insan okuyabilir ama anlama yeteneği kalpten gelir. Bir ' Nasılsın?' sorusuna iyiyim cevabı vardır; klasik, bir de soru bile sormaya gerek duymadan derdine ilaç olanlar. ( Ender)

Tanıyamadığın bir ben neden çıkartır ortaya kendini, ne yapacağını bilemez, ne düşüneceğini, ne hissedeceğini... Neden küçücük bir umut, alaycı bir söz kocaman bir hayal olur bu tanınmayan benin rüyalarında. Ben yavaş yavaş beni bulmaya çalışırken geride bırakılan o beni özleyeceksin, onu yaralamasaydın iyiydi. Bak can veriyor yavaş yavaş...

Standart bir hayatım var her bedene uyar cinsten... Yanında taşınan çanta bile olabilirim bazen bir insanın yanında bazen gelecekten endişeleri olan o menopozlu kadın, bazen sevilmeye layık bir melek ama ben hiç bir şey olmama yolunda ilerliyorum.

Gözyaşının boğaza saplandığı nerede görülmüş üstadım. Saplanıyor ve ben kırılan yanlarımla iyiden iyiye keskinleşiyorum. Uyuyorum, yalan olduğunu bildiğim halde susuyorum. 'Umut yok.' sözlerini unutup ' Her gün dua ediyorum. ' cümlesine inanmaya çalışıyorum. Peki insan duayla döndürebilir mi dünyayı. Dua değil tevekkül vardır, inancı kuvvetlendirir.

Kaçmak değil benim ki. Öyle çok yoruldum ki, beni tüketenlere öfkemle doğmaya çalışma çabam yoruyor artık. ' Bırak ! diyorum Boş ver! Hadi zaten o bavul uzun zamandır duruyor orada al onu alda gidelim buralardan... '

Korkak adımlarını saydım, saydım, saydım. Ayağıma takıldın biliyorsun sen de. Düşmemeliyim, düşersem bir daha kalkamam...

Hadi şimdi ' Gel! ' diyen o eli tut, tanımadığın bir surete teslim et kendini, sesinin tınısını bile bilmediğin, bakışlarının bakışlarına değmediği. Umudun sen ol, güvenmeden, sırtını kimseye dönmeden git tut o eli sıkıca. Belki de artık hayatına en iyi gelecek reçete budur.

Sol tarafın biraz daha sızlayacak, duyduğun kelimeler seni biraz daha yaralayacak, biraz daha kanayacak yaran, biraz daha fazla susacaksın kendine, dilsizliğin kitabını yazacaksın belki ama gurursuz demeyecekler sana aciz gözüyle bakamayacaklar, o deli gibi sevdi ama sevdiği adam onun aşkı için göze alabildiği kadar göze alamadı bir şeyleri bu yüzden bitti demeyecekler... Hadi yapabilirsin bence...'



25 Nis 2013

Ben Senin Ellerine Cenneti Bırakırken, Cehennemin Dibine Hazırladığın Yeride Sevdim Ben...

Duydum, mutluymuş. 'Senin gibi karalar mı bağladı sanıyorsun? ' dediler. Sustum, şöyle derin bir nefes aldım ' Ben.. ' dedim, sustum...

'Ben sevdim, inandım, aldandım... Hep gideceğini bilerek yaşamıştım ama 'Gitmem!' derdi 'Gidemem, sensin o... ' derdi bakardım uzun uzun gözlerine 'Sevdiğimsin ' derdim hep bir adım daha inanırdım. Her gelişi gideceğinin işaretide de olsa sarıldım ben ona. Nefret mi bazen yokluyor yüreğimi... Bağıra bağıra ağlamak geliyor en derinlerden. İfşa etme diyorum yüreğinin acısını herkese, sus diyor bir ses susuyorum. Yüreğimin artellerini söküp atmak istiyor ellerim, nasıl inanmış olabilirsin, nasıl böyle teslim olursun! Hadi yüreğin hissetmedi, gözünü neden kör ettin peki ya kulaklarında mı duymadı?

Olur işte öyle bazen...

Başardım kendimi susturmayı bu güne kadar. Olur dedim yapabilirsin neler atlatmadın ki nelere dayandın. Olmadı feryat figan bu gün yine yüreğim; susturamadım, tutamadım ellerinden götüremedim onu kendi masal diyarıma, rüyalara inandıramadım yüreğimi, her şey güzel olacak martavallarını yutturamadım işte bugün. Bıraktım biraz yalnız kalınca kalbimi bana; haykırdı resmen 'çok seviyorum, çok özledim...' dedi 'Sus! Sessiz ol.' desem de kâr etmedi...

Bıraktım ben bu gün yüreğimi, kafeste kaldığı zamanların acısını çıkarırcasına bıraktım, yaşasın özgürlüğünü doya doya gidersin susuzluğunu istedim. Yüreğimde biliyordu bende, özgürlüğünün bedeli boğazına yapışan acımasız bir pençeden başka bir şey olmayacaktı ve o nefesini o ellerin pençelerin de vermeye razıydı; seve seve sevgili, seve seve...