Translate

19 Ağustos 2017 Cumartesi

KALBİMİ SEVİYORUM HALA İNANABİLDİGİ İÇİN

Gecenin bu saatinde beni klavyenin başına oturtacak o gücün ne olduğunu çok iyi biliyorum ama ne yazık ki bunu yazabilecek cesaretimin yok.

Evet. kalbimi seviyorum hala inancını kaybetmediği için. Her şeye rağmen, tüm yaşananlara, bütün yaşanmışlıklara rağmen, ailemin bile varlığının sadece formalite icabı var olduğunu söylediğim zamanlarımın hiç bitmeyecek olmasını bilmeme rağmen, mavi devin de dediği gibi değer kumkuması yaptıklarım 'Kafama bir değil binlerce kazık çaksalar (bile bile, isteye isteye) istemeden olmuştur, elleri kayıvermiştir diyebilecek inanca sahip olacak o kalbim. İnsanların gördüğü o zarafeti bunca sene ilmek ilmek işlemek kolay olmadı bu kalbe. İnci gibi dökülen milyonlarca göz yaşı ile besliyorsunuz o inceliği. İnsanların hayranlıkla baktığı o ışıltıyı yakalamak kolay değil üstadım. (Belki de ilk defa bu sayfa bu söylenenlere şahit oluyor. Mavi dev amacına ulaşıyor gibi gibi)

Bu gün etrafa saçtığım bir ışık fark ettim. Tüm omurgasızlara rağmen. Sanki mükemmelmişim gibi geçti bu günüm. Halbuki ne topuklu ayakkabılarım, ne mini eteğim vardı. üstelik annemden gece gezmelerim yüzünden bir ton laf işitmeme rağmen. 'Sanki' dedim kendi kendime, 'Sanki çığlıklarımı duydunuz bu güne kadar, sanki bir günden bir güne gerçekten yanımda olabildiniz. Sandınız ki Ebru hata yaptığında biz hesap sorarsak ebeveyn oluyoruz. Sahi neredeydiniz sizler benim içim bağıra bağıra feryat ederken, içimdeki o çocuk ölmek üzereyken bir kürek toprakta biz atalım diye beklerken,uzattığım o eli hanginiz gördü? Gerçekten hiç mi acımadı,acımıyor ve acımayacak içiniz? Benim, yoldan geçen hiç tanımadığım birisi için bile üzüle bilme kapasitem varken siz nasıl böyle kör olabildiniz bana? Tamam, tamam çuvaldızı kendime batırayım hadi; Ben ne yaptım bu kadar size? Belki ben bir gün bunları ve bunların daha fazlasını sizin yüzünüze haykırabilirim fakat şimdilik biraz daha boş ver modun da takılabilirim ki öyle de yaptım.

Kötülük denilen bir illet var. Benim bu düşüncem ne kadar mantık dışı gelse de kötü olan bir olay, söz duyacağım zaman tıkadım kulaklarımı, görmeden kapattım gözlerimi ya da kaçar adım uzaklaştım işte. Dinlemedim dedikodularınızı, yanımda başkaları hakkında konuştuklarınız arkadaşlarımsa susturdum, sizin hayatınız bana hep saçma geldiği için amaçsız geldiği için leş geldiği için kitaplara sarıldım. Uzak durdum işte. Bir kaç ay kendime izin verip hayatınızı yaşadığınız kafayı anlamak için hem kardeşlerimle hem sizlerle biraz daha fazla zaman geçireceğim. Amaçsızlık nasıl bir duyguymuş empati yapacağım azıcık.

Ne diyorduk kötülük tohumunu kalpte büyütmek . Kötülük kalpte yeşermez üstadım o büyür büyütülür. İyilik tohumları yeşerir, çiçekler yeşerir, çimler yeşerir falan ama kötülük sadece büyür işte. Neyse; çevrem; ' Ben seni tanıdım tanıyalı sürekli elinde kitap, ya okula, ya kursa, ya dershaneye gidiyorsun. Ne oldu ikinci üniversiteyi de bitirdin eline ne geçti.' cümlelerini sarf edecek sırtlanlarla dolu. Onlara karşı da tek tek bu cevabı vermekten yorulmayacağım; 'Sana ne okudum, 5. üniversiteyi de okurum. Marmara Üniversitesinin havasını solumak istedim, İstanbul'da tatil yapmak istedim, bir zamanlar ben okumak istiyorum diye çığlıklar attığımda beni duymadıkları andaki ilk tercihleri evlendirmek olduğu için tek başımayken de başarabiliyorum alın bu da ikinci diploma diye önlerine fırlatmak istedim, hem bir çocuk yetiştirmeye çalışıp, hem iş hayatında mücadele verip hem de sınavdan sınava koşarken o zehrinizi başka yerlere akıtın istedim. İstedim ve yaptım, olup olmadığı beni ilgilendirir bir zamanlar sokamadığınız o burunlarınızı ve patilerinizi lütfen yine uzak tutun. ....'
Evet küfürden hiç haz etmem. Doğrudur ben sadece ince ince bazen pata küte yazabilirim.

Bu günkü ışığımdan bahsetmeden geçemeyeceğim bunca aklıma ve dilimin ucuna gelenlere rağmen ben her adım attığım sokağa bir gülücük bıraktım. Sebebi yoktu berbat geçen günlerimin hediyesi gibiydi ve duyduğum en güzel cümleler arasında ilk sırada; ' Şiirden kadın düşmüş...' Bu tebessümlerin karşısında kayıtsız kalamayan bir arkadaşımızdan gelen tatlı teklifi ve iltifat cabası, sonuncu ve en argo olanına geliyorum; 'Bu kadar güzel olmak suç olmalı.' İnsanlar duygularını ne ile beslerler ise dillerine onlar yansıyor işte. Tabi ki kabalık etmedim en nazik tarafımdan teşekkür ettim hepsine, en güzel kocaman gülümsemeler takındım dudaklarıma.

İş hayatımın garipliği bu aralar peşimi bırakmasa da en ilginç olanı firma sahibinin bütün sosyal medya hesaplarımı takip ediyor olması, çevremde herkes internetten anlamak zorunda değildi Allah'ım, ilgili olması gereken insanlar bilselerdi yeterdi aslında. İnşaAllah burayı da bulmaz bir de twitter hesabımı. Bu dua da anne ve babam da var Allah'ım onları atlamayalım. Hayır zaten annem arkadaşlarımın arkadaşlarına kadar biliyor artık facebook sayesinde fazlasına girmeyelim ne olur.

Özledim demeye korktum üstadım. Demiyorum konuşturmuyorum kimsecikleri de. Hafif bir sızı oluyor geçiyor sonra. Çabalarken saçmalayabiliyorum. Ben de insanım bazen saçmalamak istiyorum işte.

Tabi ki geceye şarkı bırakmadan olmaz;


9 Ağustos 2017 Çarşamba

REVERANS



Garip bir durum değil mi; inanmak istemediğin birisinin içine bu kadar acıyı bırakması? Tarih tekerrür etti arkadaş yine tarih tekerrür etti. Kapalı kapıların arkasına bırakmaya çalıştığım, tedbiri elden bırakmamak gerek diyerek bağlanma, inanma, kanma gibi sözde önlemlerle kendimi engellemeye çalıştığım bir olayın içinde nasıl böyle sırılsıklam kalabildim ki. Çok fantastik bir durum gerçekten.

Son zamanlarımın en iyi arkadaş ödülüne layık olan arkadaş dedi ki; 'Sen erkeklere adam olma şansı vermiyorsun!' Küt kafaya bir taş. Anlamadım tabi o ne demek yani her erkeğin adam olmadığını biliyorum ama bu neden benim elimde. 'Bırak adam diye hayatına aldıkların adamlık görevini yapsın, belki olmamıştır, belki yapamamıştır diye düşünerek kendini yorma, üzme, kırma. Adam olan yapar!..' dedi. Haklıydı sanırım. Sanırım değil, haklıydı. Belki şöyledir, belki böyledir, belki şunu düşünmüştür... Belki, belki, belki,... Sus içim sus!... 

Şöyle patladı olay aslında; Susturmuştum kendimi konuşturmuyordum; uzanmışım müzik dinliyorum yalnızlığım da eşlik ediyor bana tabi misss. Sonra bir hüzün geldi oturdu şu kalp tarafına bir baktım gözlerim doluyor yavaş yavaş. Telefonum çalmaya başladı, tabi ki de bu günlerimin en iyi arkadaşı ödülünü kazanan adam aradı. (Muhtemelen bundan sonraki yazılarda da konu olacağından adını mavi dev olarak anacağım :)) 

'Nasılsın?' 
'İyi gibi.' 
'Ne yapıyorsun?'
'Uzandım, müzik falan işte.'
Sustuk bir süre;
'Senin canın acıyor, sen özlüyorsun?'
Ses yok...
'İnandın mı, kırıldın mı, üzdüler mi seni? Yalan mı söylediler, kandırdılar mı?'
Bunların hepsinin cevabını biliyordu mavi dev, ama kendime itiraf etmekten kaçtığım bir şeyin ses dalgasına dönüşmesi beni dehşete düşürüyordu. 
Sustum ama yanaklarıma süzülen damlaların sesi düşmüştü mavi devin kulaklarına. Kaçamadım daha fazla. Artık bilinen bir gerçek vardı; konuşulabilir bir gerçek... Sonra mı sonrası sadece satırlarıma düştü işte...

Biliyor musun; düşünmek istemiyorum; kurduğu cümleleri, beni didikleyen o huzur veren sorularını, uyuyakalmalarını, uyanmalarını, hayallerini, çizdiği yolları, güvenmeyi öğrenme çabalarını, kırdım mı demesini, konuşurken olan heyecanını, ses tonunu, avuç içimde kalan nefesini, avuçlarımda kalan yüzünü, ben başka yöne baktığımda yüzümü inceleyen gözlerini, gülüşünü, kahkahasını, elimi bırakmayan ellerini, özlemelerini... Falan filan işte gerisi. Bunlara dilin sadece 'Özlemek.' diyor, kalbin tek tek tek sıralıyor nedenlerini, niçinlerini, güzel hallerini. Kötü hiçbir şey olmamış gibi özlüyor işte. 

'Evet takmıyordum kafama, inanmamıştım çünkü, hep öyle derlerdi...' diyordum kendi kendime. Biliyorum arkadaş çok iyi biliyorum ben erkekleri tanımıyorum sadece erkekler değil insanları tanımıyorum ama mavi dev erkekleri çok fena tanıyor.(Kendisi de onlardan olduğu için sanırım) Yakında bütün karşı cinslerime 'Hepinizden nefret ediyorum bakışları atacağım.' (Hı hı bunlarda sinirden söylenen şeyler. ) Olay sadece inanmış olmak, inanmışlığımın, inancımın paramparça olması. Bu dünyadan değilim bence de. Anlayamıyorum kişileri... Bir insan kendisini tanımaz mı? Neleri yapabilir, neleri göze alabilir, nelerin karşısında durabilir, nerelerde susabilir, nerelerde dağılır, nerelerde toparlanır?... İnsanlar boş mu konuşur arkadaş?... Konuştukları kelimelerin arkasında duramayacak kadar boş mu insanlar?... Kafamda deli sorular içim O'na ağlarken... 

Ne kadar çok cesaret vermiştim kendime bilmiyorsun, cesaretimi yanlış yollarda şahlandırmışım yazık etmişim galiba. 

Onun için üzülmüyorum öyle düşünme sakın beden dediğin her yerde bulunur. Herkes için geçerli o elini sallasan ellisi muhabbeti. Ben sevebilme ihtimalimin uçurum kenarında kalmasına ağlıyorum. İmkansızı istemedim yahu, gerçek olsun istedim sadece. Olağanüstü bir istek gibi geldi değil mi? Şimdi bir düşündüm de biraz imkansızı istemişim sanırım. 

Çok şey öğreteceğim; önce oğluma:

Ona önce 'Adam' olmayı öğreteceğim, yolun yarısı yolun başı yolun ortası demeden bir insana güzel kelimeler kullanmaması gerektiğini ne zaman gerçek birşeyler hissederse dökülen kelimelerinin en doğru kelimeler olacağını, dürüstlüğün ne kadar önemli olduğunu, inandığı şeylerin peşinden yılmadan yorulmadan koşmasını o yorulup bırakmak istese de onun destekçisinin olduğunu unutturmayacağım O'na, hissetmenin ne demek olduğunu, nezaketin, saygının, sevginin önem derecesini... Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin olmayacağını... 
Kızıma;

Kadınlığın değerini öğreteceğim, güçlü olmanın erkeklere has bir şey olmadığını, mertliğin delikanlılığın kitabını yazdığını söyleyenlerin yanından geçemeyeceği mertlikte kadınlar olduğunu öğreteceğim.Güzelliğin kadın bedenine yapışmış bir hiçlik olduğunu asıl güzelliğin kalpte olduğunu söyleyeceğim. Gerçek olmayı öğreteceğim O'na da,.. Hayal kurmanın mükemmelliğini, maviyi, yeşili, yıldızları ve Ay'ı tarif edeceğim. Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin de olmayacağını...

Ben mi? Benim bu zamana kadar tanımadığım, tanımayı dahil istemediğim insanların hayatımın bir köşesine el uzatmaları sebebiyle öğrendiğim ama asla öğrenmek istemediğim kötülükleri 'Dimağımın Unutulmazlar' köşesinde bir süre yaşatmaya devam edeceğim. Sonrası unutulur üstadım. Kim unutulmadı ki? Biz yanlış yapanları, yalancıları, riyakarları, sözünün eri olamayanları bu gün olmazsa yarın unuturuz. Ama O unutmaz. Biz O'na havale eder yolumuza devam ederiz. O kadar!...

Yaza yaza tüketirim içimin acısını, yaza yaza unuturum. Daha kötüsü de yaşandı biliyorum ama unutmuşum işte. Giderken kilidi dışarıda bırakmamıştır umarım...

Allah'ım sen biliyorsun, ben sana bıraktım yine, sana açtım ellerimi, sana açtım kalbimi, Sana sundum kelimelerimi, sana döndüm yüzümü...

Unutmadan reveransın anlamını da paylaşayım:
Reverans: Sizden en az bir şekil de üstün olan insanların karşısında centilmenlik adına sergilediğiniz hareket. 

Hadi bir tane de şarkı paylaşalım; Esmer kalpli insanlarla yollarımızın kesişmemesi duası ile...

Gelsin bakalım; Sıla - Esmer



1 Ağustos 2017 Salı

HAYALLER, HAYATLAR



Karmaşanın içerisinde boğulan bir ben. Bir şeyi toparlasam başka bir şey dağılıyor ve ben artık baş ağrılarıma iç daralmalarıma pek bir çözüm bulamıyorum. Yorulduk üstadım eskisi gibi ne boş verebiliyorum ne de dimdik ayakta durabiliyorum. Biliyor musun bazen sessizce olup biteni izliyorum sonra unutmuş gibi yapıp tekrar devam ediyorum ama sadece -gibi yapıyorum işte. Bazende olaylar tamamen çeneme vuruyor; 'Yok artık bunu nasıl söyledin sen?' dediğim zamanlarım olmuyor değil. Unuttuğumu sanıp görmezden geldiklerim tepeme çıkıyor. 'Git!' cümlesini duyduklarında 'Gaddarsın, vicdansızsın!' kelimelerini sarf ediyorlar. Bomboş!... Evet umursamıyorum ve evet acımı çekip buna değmediklerini anlattıktan sonra yüreğime ismini cismini bile hatırlatmıyorum. Bence hak ediyorlar! Net!...

Son 2 senem, son 2 ay, son 2 hafta... Arap saçı deyimi bu süreçler için olsa gerek. Bazen insan duyguları içinde boğulabiliyor işte. Hani nefret ve sevgi, aşk ile yalnızlık, hiçlik ya da çokluk, güvenmek ve güvenmemek gibi duygu tezatlıkları varya, işte o arap saçı olan dönemler arasında.

Kelimeler ne çok ama dökülmüyor işte, başını bir yakalayabilsem sonu da gelecekte olmuyor işte.

Çevrendeki yalancı sevgilerin bezmişliği olabilir mi bu durgunluk? Değişebilme çabaları? Her şeyi bildiğini sanan çok bilmiş bilmemişler? Yalandan nefret ettiğine inandırmaya çalışan yalancılar? Dingin sakin ruh haline fitne sokan fitneciler? Ve daha nicelerinin payı var arkadaş!

Son zamanlarda pek bir şey istemedim aslında sadece aşık olmak unutulan o kalp çarpıntısını yaşamak falan istemiştim. Hani şu midede tepişen filler, sol tarafta uçuşan kelebekler falan varya. Hani görevi kan pompalamak olan o kalbin işlevini unutması. Evet tam olarak öyle bir şey istemiştim ama isteyince olmuyor sanırım. Yanlış adreste bulabiliyorsun kendini. İşin garibi zaman ilerledikçe olmayacak gibi de. Çünkü beni korkutan zamane aşkları haklı çıktılar. Ördüğüm duvarların, kapalı kapıların gerekliliğini bir kez daha hatırlattılar.

Cümleye bir adam vardı diye başlamak şu dönem için en son yazacağım şey olmalı diye düşünüyorum. Öyle varsayıp hayallerini üstlerine giydirdiklerin oluyor en fazla.

Ben sadece hayalimdeki adam ile; sahilde güneşlenirken aynı kitabı okumak, Fethiye'de aynı paraşütün altında beraber gökyüzüne kucak açmak istedim, elindeki balonları elime tutuştururken gözlerindeki aşka gözlerimdeki aşk ile bakmak istedim, ani sesten korktuğum da elimi tutsun istedim, aynı pamuk şekeri paylaşmak, aynı gökyüzüne bakmak, onunla beraber Ay'a aşık olmak istedim, yeşili beraber sevelim, maviye beraber hayran olalım, yıldızları beraber sayalım istedim, kimsenin bize hayranlıkla bakması umrumda değil ben bir ömür onun gülüşüne,konuşmasına, bakışına, merhametine, aşkına hayran olayım istedim, İkbal Ablam ile tanıştırayım istedim... Ben sadece çocukluğum ile gençliğim arasında uçup giden saniyelerimi bir tek onunla yaşamak istedim....

Ve can alıcı cümle gelir: Hayırlısı be Ebru'm, her şeyin hayırlısı.

Bu arada kimseye sizi yaralayacak kadar kendinizi ve anılarınızı anlatmayın can evinizinden en güzel onlar vurabiliyor. Çoğu size kalsın bir kısmı onlara. Çeneme vurduğu zamanlardan biliyorum. Ketumluk en sevdiğim şey olarak kalmalı hayatımda.

Şimdilik bu kadar olsun sonra uğrarım bir ara...


Önce...


Sonra...


En son böyle oluyor


9 Ağustos 2015 Pazar

DİĞER YARISI VAR MI GERÇEKTEN İNSANIN SIFATI NE OLURSA OLSUN ONU TAMAMLAYACAK KİŞİ?...



Neler gelir geçer, ne insanlar, ne hayatlar, ne hayaller... Vazgeçtiklerin düşlediklerinden çoksa işte o zaman kırılıyorsun hayata karşı...


Özlediklerin, cam kırığı gibi batar bedeninin her bir köşesine en çokta kalbini acıtır zaten, evet klişe olan o soru gelir bu durumda akıllara kan pompalayan bir organ nasıl acıyabilir ki bir bedeni. Ben de bilmiyorum ona atfettik sanırım sadece sevmeleri, acıyı, mutluluğu... (Bazen benim mideme kramplarda giriyor, ya da aşkı hissettiğim zaman o midemde tepinen filler falan, uzun zaman oldu o filleri hissetmeyeli neyse konu bu değildi zaten.) Aslına bakarsan acı bütün vücuda yayılıyor her bir zerren de hissediyorsun nefes alamıyorsun falan, mutluluğu da hissedebiliyorsun o zamanda bedeninin her bir köşesinde horon teperler. Her halükarda; yazarsın, yazarsın, yazarsın.... Yazdıkların hissettiklerinden noktacık olur. Olsun ya, ferahlatır azıcıkta olsa seni...


Kendini bir şey sananlar var ya; sitcom seyretmek istiyorsan koltuğuna geç ve onları izle sadece inan ki çok zevkli oluyor. Olduklarından farklı bir yerde kendilerini gösterip yalakalık yaptıklarının karşısında ayağını bile yalayacak durumlara girebiliyorlar ya işte tam da oturup onu izlemeli...


Oturdukları koltukta kendilerine köle arayanlar o koltuktan kalktıktan sonra sevemeyecekleri bir yalnızlığa mahkum olurlar. Çevrende dolanan insanlar senin kişiliğini değil koltuğunu seviyorlar öğrenemedin mi hala? Sana da bir yazık şimdiden. Kişilik, karakter önemlidir, kalk oradan parayı, ihaleyi, hak yemeyi bırak bir kenara, pişman olmazsın korkma!


Bir de; paranın konuştuğuna, duygularının olduğuna hatta onunla yuva kuracağına inanan insanlar var. Yazık!... Kelimeler değerlidir evlat, kelimelere renk veren insanlar değerlidir...


Küfür insana yakışmaz! Başkalarına; bir kadını kullanarak edilen küfürden rahatsız olmayan ve bunu yakıştıran insanların ahlak kavramı beni pes ettirdi. Evet hakareti hak eden gerizekalı yalaka tipler olabilir ama bir küfür bir kişiyi nasıl rahatlatabilir, bende anlamsız sizi bilemem...


Bu yaşına kadar tanıdığın insanlar bundan sonrasında tanıyacaklarından pekte farklı olmayacak ya bir eksiği ya beş fazlası. Farklı olanını bulunca yakasına yapışacağım zaten!


Bundan 10 yıl önceydi belki de hayallerimi çaldılar sonrası çorap söküğü gibi derler ya öyle oldu işte. Şimdi destek olamayan tiplerin köstek olmaya çalışmalarına ne tahammülüm ne sabrım var. Hayatımın vazgeçilmezi durumunda da olsalar vazgeçerim. Net!...


Aaa bir de "Hasbinallahü ve ni'melvekîl." diyenler var, kibri giyinmişler, saygıyı sevgiyi sandıklara kaldırmışlar, merak edipte bakmamışlar bu sandıkta ne var diye çünkü hep riyayla sevileceklerini sanmışlar, karşılarındakileri aptal sanıp yazmışlar da yazmışlar. E bir dur yolcu bıktık artık, biz senin paranla neler yaptığından, insanlara ettiğin hakaretlerden, kendini kurnaz, akıllı, ticaret adamı sayıp karşındakileri hiç olarak görmenden, dediğim gibi dur yolcu bugün durmazsan ilahi adalet seni elbet bir gün durduracak.


Sonra; Seviyorum kopamıyorum ama eminde değilim ben bir geleyim nasıl olsa alışkınsın sen, gidince iki gün üzülürsün sonra ayağa kalkmaya çalışırsın, kalkarsın da meraklanma, seni dağıtmaya yine geleceğim diyen insanlar var ama seviyorlardır. Sevgilerinden aşklarından şüphe etme sakın! Şüphelenirsen suçlusun, onlar gidince beklemezsen suçlusun, gitmelerine karşılık; unutursan, boş verirsen, görmezden gelirsen, suçlusun! Affedemezler seni!... Sen kötüsün, kötü kalpli bir pisliksin. Nedeni basit; bir kadın olarak susmadın, bir kadın olarak beklemedin, bir kadın olarak düşündün, bir kadın olarak anlaşılmayı, özür dilenmeyi bekledin, bir kadın olarak gitmeyi tercih ettin... Kadın gitmez Ebru, kadın bekler, kadın körü körüne sever, kadın köle olur, kadın baş eğer, kadın erkeğini mutlu etmek için isteklerinden düşüncelerinden özgürlüğünden vazgeçer. Üzgünüm bayım ben seve seve gitmek zorunda kaldım sen kendini ne ile kandırdın bilmiyorum ama benim kanım içime aktı...


Özür dilerim çevremde olup bitenden bu kadar haberdar olup hangi sınıfa girdiğimi bilmediğim için...

9 Mart 2015 Pazartesi

SONRASI; SON OLUR!




Vardır öyle zamanlar, olur öyle şeyler, geçer gider sonra... Bir tokat gibi çarpar suratına, sızlarsın, sızlatır o acı seni, son olur, sonrası olmaz sonra...
Bir karavanla uzun bir yolculuk olur, ne de güzel olur.
Uçlarda yaşayan insanlardan uzaklara gitmek,sessizliğin sesini işitmeye çalışma çabalarıyla yaşamak...
Yargıları kılıçtan kesin olanlardan çok uzaklara, öldürmeyi hak bilen, özgürlük isterken özgürlüğünü çalanlardan, saygı bekleyen saygısızlardan, egolarının muhasebesini tutamayanlardan, mutluluğun daim olduğu o hayallerin başkenti ütopyaya yolculuk yapmak ne de güzel olur...
Savaşmamalı insancıklar, küçücük canların Arş-ı Alâ ya göç etmemesi için.
O küçük canların annelerinden, annelerin hep küçük kalacak yavrularından ayırıp onulmaz yaralar açılmaması için.
Vicdanı olması gerek insanların; ölümün acısını damarlarında hissedenleri görüp elindekilere sıkı sıkı sarılabilmeleri için, ağlayanı görüp sızlayacak yüreğe ehil olmak için.
Gözyaşlarını değil evlatlarını büyütmesi gerek analarımızın...
Sevmesi gerek şiir gibi o adamların, o en narin kadınları.
Gitmesi gerek kadınların; şiir gibi seven o adamlara.
Ziyan olmaması gerek böyle aşkların, ziyan etmemek gerek; şiirleri, sevgileri, gamzeli buseleri, huzuru,..
Velhasıl kelam sevmek gerek Yaradan' ı , Yaradan' dan ötürü yaratılanı sevmek gerek üstadım...
Olmazsa, sonrası son olur işte o zaman...

Öne Çıkan

Sevmek ya da sevmemek işte bütün mesele bu!...

     İnsan sevmeye nereden başlamalı? Günün sorusu bu olsun.       İnsan en çok kendinin düşmanı ve yine en çok kendinin dostu. Bir söz va...

Popüler