29 Haz 2012

Dur Kaptan Kıyıda Köşede Bir Yerde Bu Yolculuk Buraya Kadar'...

Kötü günler, kötü anlar, kötü zamanlar. Zamanın alıp götürdüklerini veremeyen insanlar... Keşkeler... Pazarlıksız pazarlar... Çarpışılması gereken boş bir cephe... Yüzsüzlükler...

Hayat sana ne getirirse getirsin güçlü kalabilmek lazım, ayakta dimdik çünkü; hayat sana ne kadar kötü şeyler vermiş olursa olsun yanında kıyısında köşesinde biryerlerine saklağı mutluluklarda vardır. Polyannacılık oynamak bu aralar işime gelmeli diye düşünüyorum ' Herşey çok güzel olacak' bu cümleyi duymaya çok ihtiyacım olacağına eminim psikolojimin altüst olduğu bu dönemlerde. Yeni bir hayata adım atmak yeni yürümeye başlayan bebek gibi. Ayakta durma azmi ve her an düşecem korkusunu bir anda yaşıyor insan. Derin bir iç çekiyorum. Kocaman kocaman ' Yazık!...' kelimesi kusuyorum büyük pişmanlıklarla. Sağıma bakıyorum öfke soluma bakıyorum kin kalbime bakıyorum sebat diyor usulca, duruyorum ' Sebat' diyorum usulca gülümsüyorum.

Güneşim aydınlatıyor, ısıtıyorsa beni korkmam daha hiç birşeyden. Gece karanlık ama vardır bir yol gösteren, olur elbet bir kalp çarpıntın, gidersin sende rüzgarın değil kalbinin götürdüğü yere...

En son geçen hafta cuma akıttım bir kamyon gözyaşını, şoktan olsa gerek kim var kim yok demeden ağladım. Biliyorum yapmazdım ben böyle, bak şuan yalnızken bile yapamıyorum.

Haydi, gönülsüz açılan bir kapıyı kapatma vakti, Rabbim açtırmasın böyle bir bâb-ı daha kapansın ben üzerine mührümü vurmaya razıyım açılmamak üzere bir daha.

İşte tam şurda duralım üstadım benden bu kadar!...

8 Haz 2012

.
.
.
Gidiyorum.
Vazona çiçekler koyardın kesip bahçemden. İyi gelirdim renklerimle. Kokumla…
İyi gelirdim çam kokulu ya da fındık sabunu…
Çok şey istedin evet. Hiçbir şey istemedim oysa ben.
Çok kirlettin beni. Çok ahımı aldın. Ah etmedimdi sana ama…
Ne çok araba…
Ne çok beton, ne çok orman yangını, ne çok, yok!
Bir gün bakmadın yüzüme. Yalan mı?
Biliyor musun vefasızsın.
Kirlettiğin denizimi artık benden alamazsın.
Çöp dağlarından kendine gelecek kuramazsın!
Plastik kefenlerle toprağın altında yatamazsın!
Artık dayanamıyorum.
Gidiyorum.
En çok kendimi götürüyorum giderken.
Güneşimi, ayımı, yıldızlarımı…
Hem korkma, sana fabrika bacalarını bırakacağım.
Suskun petrol siyahını en çok: Evinde, odanda, içinde…
Sana bunları hiç anlatmadım mı?
Bir gün giderim demedim mi?
Kışım bahara, baharım yaza karışmadı mı? Durup durup en olmadık yerde yağmur yağmadım mı?
Ağlamadım mı toprak toprak yarılıp ayaklarının altında?
Daha nasıl haber verirdim ki gideceğimi sana?
İnatla savaştın benimle. Evler yaptın en çok…
Sel oldum yıkmadım mı; ağıt olmadım mı sana; sarmadım mı ayaklarının altındaki yeri zelzele olup, hiç anlamadın mı?
Kah içimi boşalttın, kah setler yaptın önüme.
Beni bedenin zannettin, hor kullandın.
Tedavi olurum mu sence?
Kış olur muyum kış gibi? Yaz olur muyum söylesene yaz gibi?
Hani şiirler yazdırırdım ya sana sonbaharda?
Nisan’da çiçek çiçek hanımeli, petunyalar bir yanda.
Masan oldum, penceren, kapın, dolabın, yatağın, çarşafın, havlun… Elini sildiğin kağıt…
En çok kendim oldum ben ama sen nerdesin?
Vefasızsın biliyor musun?
Artık gidiyorum.
Bana ait olan her şeyimi alarak gidiyorum üstelik.
Uykularından olacaksın. Gecelerinden. Çocuklarından.
Kuruyacaksın yavaş yavaş yakıcı rüzgarımdan.
Beni ben olmaktan çıkardın ya.
Sen de çıkacaksın sen olmaktan.
Sen her şeyi bilirdin ya?
Hadi şimdi bir çay kaşığı süt yap.
Ya da bir parmak bal…
Hayır hayır, sen bırak bunları.
Zor gelir belki, kıyamam sana. Bir damla su yap. Bir damlacık.
Üzerimde demir kanatlarla uçmak kolay…
Tekerleklerin üzerinden gitmek bir yerimden bir yerime…
Bir damlacık su yap hadi. Beni utandır.
Vefasızlığını yüzüne vurmayayım.
Seni aklın tanrılaştırıldığı fiberoptik kablolarınla yalnız bırakmayayım.
Bir damla su, yap da tüm acılarıma rağmen seninle kalayım.
Utanan bir dünya olarak ayaklarının altında sonsuza kadar, dönüp durayım!


Bedirhan GÖKÇE - Gidiyorum

2 Haz 2012

Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, AŞKa ayıp olmasın diye hala sendeyim...



Nesli tükenmiştir dediğimiz insan(lar) var hala. Masumluğa ve saflığa inanan, sadece bununla yaşamak isteyecek insanlar. Mektup diye bir şey var hala...

Korktun mu kaybetmekten? Kork, bir gün ende kaybedeceksin çünkü...

Biliyor musun beddualarım olmadı benim hiç. Bilirdim onun azabını. Ben beddua etmedim ama O gördü. Hani yaşattığını yaşamadan can vermezmiş ya insan oluyor, ben bunun inancıyla yaşadım, gördüm...

Suskunluğun ne diyor bana duyamıyorum. Ses ver suskunluğuna ama suskunluğun konuşmasın benimle sevdanı konuştur...

Bir insan mesafelere rağmen mutlu edebiliyorsa, adının ne olduğu önemli değil taşıyordur bedeninde aşkı, aşkını, aşkınızı...

Bazen gitmek ister insan. Nereye olduğu önemli değil, sadece gitmek. Sanki gidince kurtulacakmış gibi gelir. Kurtulur mu ki?

Dudaklarına yaklaşacak kadar yakın olabildin mi bir insana, bırakabildin mi özgürlüğün avuçlarına kendini?... İşte bu deyip yükseldi mi ruhun semaya. Rab'binin emanetini teslim eder gibi oldun mu hiç?...

Sızlayacak mı yüreğin 'Seviyorum' dediğinin dışındaki bedenlerde gezerken? Bedenini geçtim de gözlerin ihanet edebilecek mi gözlerime ya sözlerin?

Hani sızlarsın, sonra 'Sus!' dersin ağlayan yanını susturursun 'Mutlu ol, mutlu et.' dersin.Hani dersin 'Keşke, seni bu kadar sevmeseydim, o zaman hissetmezdi yüreğim.' öyle işte...

İnsan unutur mu öyle bir gün ağlayınca üç gün zırlayınca. Unutulmaz, kolay değil öyle. Kim gelecek girecek hayatına da o gülüşlerini o mutluluğunu resmedebilecek tekrar. Öyle bir ihtimal var mı? Peki seven bir kalp o ihtimale yer verir mi hayatında?...

Allah vermezmiş öyle taşıyamayacağı yükleri kulunun üzerine, evelallah bu yükün altından da kalkarız, varsın gelen senden gelsin.

Gurbet, vatanından uzakken mi yaşanır bir tek. Ben gurbetteyim ya sana. Ne yapacağız bu gurbetliği?...

'İncir reçeli' nde ki sahne size de söyletti mi o cümleyi? 'Ölecektin ( gidecektin) de neden sevdirdin bu kadar kendini?'...

Paramparça anlarınızın en çok parlayanlarını en güzel olanlarını toplayın avuç içlerinize sonra kenetleyin parmaklarınızı, nasıl acıtır canınızı o özene bezene seçtiğiniz parçalar bile... Hayatınızı ne kadar seçerekte yaşasanız hayat bir yerden acıtır sizi, sanırım bu yüzdendir ' Oluruna bırak. ' tesellisi...

Teniniz yandı mı, hiç ait olmadığınız birinin elleri arasında. Kendi bedeninizi, onun emaneti gibi koruduğunuz zamanlarınız var mı sizinde? Nasıl dokunur nasıl incitir canın(m)ı diye haykırıp haykırıp susan bir içiniz olur belki bir gün. Belki de dokunacağınız bir başka bedende yanarsınız, cehennem ateşinde yanarcasına...

Bencilmişim. Evet Bayım! Bencilim çünkü içimde ben olmayan bir siz var çünkü siz kalbimdesiniz...

Gitme, gel gönlümün payitahtı...