25 Ara 2011

Herşey Bıraktığım Gibi Kalacak Benim Yolculuğum Özgürlüğe Değil, Ben Kendime Yolculuk Yapmaya Gidiyorum...

Verdiğim kararın üzerinde koşar adım ilerlemek, tepkileri üzerime çekmek, düşman edinmek, içmek şişenin dibini görene kadar içmek, ayıkken susmak, zum olunca yerli yersiz gerekli gereksiz konuşmak ve konuşmanın dışında kalan zamanlarda durmadan utanmadan hıçkıra hıçkıra ağlamak. Başka hiç bir özet kafi gelmez anlatmaya bu aralar yaşananları.O gece nöbeti yeni hikayeler yazmama neden olacak belki de artık. Yep yeni pırıl pırıl hikayelerim olsun artık. Silebileceğim bir hayat yaratamadım kendime aksine yaralarımı derinleştiren, yaralarımın üzerine tuz basan insanlara inandım.
Güvendiğim insanlar olmayacak belki de artık hayatımda sadece canımı yakmasına izin verdiğim insanlar olacak ama eskisi kadarda yanmayacak o can çünkü; ben hep bileceğim ki insanlar var ve insanlar sadece çıkarları için varlar.
Özlemlerim olur geçmişe dair. Özlediklerim var benim mesela. Bir zamanlar kardeşim dediğim onu özledim, kahkalarla tanıştıran, konuştukça dinlemekten bıkmadığım, gülüşünü sevdiğim, telaşına yandığım kardeşimi özledim. Özlemek sadece güzel işte.
Hayallerimiz vardı bizim. Hayallerime dokunmanın ütopya olmadığını öğretti bana, bir insana nasıl değer verildiğini, bir insanın nasıl yeni bir can yapabildiğini bedenine, aşkın sadece duygu değil damarlarında dolaşan kan olduğunu, müziğin nasıl dinlendiğini, bir insan nasıl güzel ağlayabildiğini, kelimelerin bir insanın ağzından büyüleyici bir raksla dökülebileceğini...
Özlemek sadece yazarken güzel. Özlemlerimiz de olmasa hangi güç yazdırabilir ki bize bu satırları. Bir yâri özlemek, bir dostu özlemek, bir arkadaşı özlemek, evladı özlemek, anneyi özlemek, babaya hasret yaşamak, kardeş sancısı çekmek... Özlemler sadece okurken güzel.
Yaşamak, özlerken yaşamak; aldığın nefesi öylesine vermek gibi...
Gidebilmek ne güzel. Gitmeyi istemek, gidebileceğine inanmak, gidebileceğini görmek için yaşamak. Üzülmesini istemem kimsenin, kırıcı oldum, belalar okudum kabul ama tövbe etmiştim ben. Neden böyle oldun, neden kabul olmayan o dualar şimdi kabul oldu? Sonucu ne olursa olsun ben bir kere bu yola bu kadar kararlı baş koydum, dönmem artık...



13 Ara 2011

Bir Yanımız ' Elveda' der, Bir Yanımız ' Merhaba' Bir Kalp İkiye Bölünür mü hiç? Bölünüyormuş İşte!...

Gidenler neleri götürüyor çok iyi biliyorum ama gelenlerin neler getirdiğini yeni öğrenmeye başladım. Duygularımı ifşa eden bir yalınlığın içinde arterlerim koparılırcasına yaşıyorum bu zamanlarda. Neredeyim hangi zamanda hangi ayı deviriyoruz saat kaç bilemiyorum. Karar verip kararlılığını sürdürmeye çalışma çabası tırnağı etinden ayırmak bu aralar. Hele bir de omuzuna başını koyabileceğin elini dayayıp bir duvara nefes alabileceğin, kimse yoksa nasılda yorar insanı o anlar.
Şimdi istek bir hayat yapsam gelir mi dersiniz bana? Belki gelir...
Biri olmalı; cesur, bilek kuvveti yürekliliğiyle eş değer, kaşı gözü mühim değil, cümleleri dökülürken ağzından hissetsin önce sonra konuşsun, konuşurken titresin her bir hecede sesi ne zormuş sevmek öyle anlatsın bana, önemli değil iltifat etmesin, şaha kaldırmasın kelimeleriyle hissettirsin yeter, yeri geldiğinde senden önce müdahale etsin yeri geldiğinde saygı duyup susmayı bilsin ama her zaman yanında, her zaman yastığının diğer ucunda olsun.Olsun be bir kere de olsun.

Git! diyor beynim, kalbim hacim olarak beynimden büyük olmasa da yine onun hissettikleriyle hareket ediyorum ve bekliyorum bu şehir de, bu şehri terk edeceğim o günü.

Eskiye dair her şeyi silip atmak imkansız, en büyük acıyı eskiler bırakmadı mı sende? Unutma çabası verme o yüzden, zamanını harcama. Zamanın değerini saçlarına karlar düşünce oturduğun yerden birilerinin yardımıyla kalkacağın da anlamana ne gerek var, hayatında bir şeyler yapmak istiyorsan savaşını vermeye bir dakika bile kaybetmeden başlayacaksın. Keşke demek faydasız en iyi sen bilmiyor musun bunu?

Start işareti verildi ve ben başladım.

Sonuç ne olur bilmiyorum, bu hayat benim, hiç kimsenin hakkı yok benim hayatım hakkında karar vermeye, hakkı olanlar o haklarını çok kez kaybettiler. Sonuçta ben sonunu düşünmeden gireceğim bir yolda ya batacağım ya çıkacağım ama bu benim kararımla olacak. İnsanı en çok başkalarının istediği hayatı yaşarken önüne çıkan olumsuzluklarda birilerini suçlamak yıpratıyor, şimdi verdiğim bu kararda önüme çıkan lanet, uğursuz bir olayda ' Ben istedim bunun böyle olmasını' diyeceğim, kendimle mücadele edeceğim, beddualarım kendime olacak, kendi elimi kendim tutacağım ya da kendi elimi kendim bırakacağım. Kimseden hiç bir vaat beklemeden, kimseye sığınmadan sadece kendimle, kendimce gideceğim...

Eskilerden yazacağım bir ara böyle hayatıma girmiş iz bırakan insanlardan, en çok acıtanla en çok mutluluğu verenleri dizeceğim boncuk boncuk ipime...

İyi geceler... ( Günün en çok sevdiğim anı gece olmasına rağmen uyumak zorunda olmak kötü oluyor. Sanırım uykusuz geçen günlerimde sevdim onu bu kadar.)

5 Ara 2011

Ben bir şey istemedim ki hayattan. Biri olsun çok sevsin çok seveyim istedim. Aşk derken yüreği sızlasın, onunla yaşayım benimle yaşasın, onunla öleyim benimle ölsün istedim. Ben birşey istemedim ki sarhoşluğu onunla yaşayım şarhoşluğunu benimle yaşasın istedim. Bana dokunmaktan korksun ama en hep yanımda olsun istedim. Ben sevmek istedim sevilmek istedim. Ben çok birşey istemedim ki hayattan... Bir evim olsun istedim bahçesinde en güzel çiçekleriyle en güzel meyve veren ağaçlarıyla onunla beraber uğraşmak istedim. Bir çocuğumuz olsun istedim adını düşünmedim, düşünemedim.
Nefesim tıkanıyor, ellerim ayaklarım uyuşuyor, neyin sarhoşluğudur bu? Böyle özledim diyen bir adam var sanki kıyamam diyen gülüşüne ömrümü veririm diyen hatırlıyorum hayal meyal. Seviyorum demek istiyorum seni çok seviyorum, neden söyleyemiyorum? Ben sende  mi bıraktım sevmeleri? Sen nerde bıraktın? Ben hala hatırlarım seni gözlerime baktığında kelimelere ihtiyaç duymadığını...

' Anne ' diye başladım o yazıya ' Anne ' diye bitirdim.

 Her yer dönüyor. Yoksun işte. Ben sadece yazmaya çalışıyorum dönerken dünya.. Ben ölüyorum,
ağlamak istedim sadece... Ağlıyorum.... Bilincim yerinde değil..

Hayatı öyle derin çektim ki içime, içim ağrıdı, başım ağrıdı, gözlerim ağrıdı, kocaman bir ağırlık oturdu yüreğime, sadece uyuyakalmışım farklı birşey yapmadım aslında herzaman yaptığımı yaptım gözlerimi kapattım bu sefer daha ağır o kadar...
Ben yazarken ağladım, okurken de sen ağla.. K.T.

14 Kas 2011

TARİFİ YOK, NEREYE GİTMEYE ÇALIŞSAM YOLUM HEP SANA ÇIKIYOR BU ARALAR

Adıma dokundu sesiyle ' Özlemişim sesini duymayı. ' dedim ' Bende seni özlemişim. ' dedi. Sustum.

Keşkelerle yaşamak olanaksız insanın hayatında.
Aşk her dilde ayrı söylense de duygu aynı, tarifi olamayan bir mutluluk. An olur hiç bir şey hissetmezken an gelir sana kimsenin hissettiremediğini hissettirebilir. Ağzından çıkabilecek tek bir kelimeye kilitleyebilirsin kendini. Bakışlarını ararsın, sesini ararsın, kokusunu ararsın... Arayışların bitmez ve sadece bir noktaya bağlanır o arayışlar. Aptallaşırsın, şapşallıkların bitmez. O duygunun yüzüne getirdiği ışık bambaşkadır herkes fark eder. Bir başka gülümsersin bir başka konuşur bir başka sinirlenirsin hüznün bile bir başkadır aslında hüzün bile kapını çalmak istemez kendisini sonraya saklar. Sen saklan hüzün hüzünleneceğim tek an gözlerinin içine bakarak ' Hoş geldin' derken ' İyi ki varsın' derken olsun. Olsun be varsın bir daha bitireyim sonunda kendimi ama değer şu mutluluğu yaşamaya.

Sözcükler kifayetsiz...


21 Eki 2011

Bir çığlık koptu, dünyam yine başıma yıkıldı. Nerdesin?

Bir ağlamak var sebepsiz gibi ama değil birikmişlikten başka hiç birşey değil bu... Ömür geçiyor ve biz sadece hayatın önümüze sunduğu zorlukları aşmaya çalışıyoruz ya hayallerimiz? Hayallerimizi uğurluyoruz ' Bir başka bahara. ' diyerek, bir başka bahar da aynı merasimi tekrar yapıyoruz.Birileri için hayallerinden vazgeçerken gözün kararıyor da bunu o kişiler neden anlamıyor bilmiyorum. Hani sen ne yaparsan yap kâr etmiyor zararı sadece kendine. Gün geliyor unuttum diyorsun herşeyi herkesi sildim bitti, gitti... Gün geliyor bir çığlık kopuyor içinden yapamadın, başaramadın, unutamadın... Hani söz vermiştin kendine neden sözünü tutamadın? İnsanın elinde midir unutmak? O kadar savaştan omuzları düşmüş yüzünde hayal kırıklığı yenilgiyle dönmek her seferinde olmadı demek ama yine silahlarını kuşanıp cepheye uygun adım gitmeye çalışmak umuttan başka birşey değildir. Yapamayacağını bile bile unutamayacağın bile bile...

Rüyalar: Uçarsın düşersin hiç birşey olmaz sana sadece bir sarsıntı hissedersin yatağında. Mutlusundur çoğu zaman, göremediğini getirir o rüyalar. Sarılırsın bazen sımsıkı, elini tutabilirsin özlem olmaz rüyalarda çünkü hep gönlünün sahibi yanındadır. Ağlarsın bazen ıslanmaz yanakların. Rüya olduğunu bildiğin içindir belkide o yataktan hiç kalkmak istememen.

Kabuslar: Oyun oynar bizimle. Hiç sevmediğimiz hiç istemediğimiz en çok korktuğumuz anları yaşatır. Aslına bakarsan onlarda yüreğimizden korkuyla geçirdiğimiz anlardır hiç yaşamak istemediğimiz. Rüyalarımızın tam aksine düşsek o sarsıntıyı hissederiz uyanmak isteriz uyanamayız, ağlarız çok ağlarız yanaklarımızın ıslanması yetmez yastığımız ıslanır uyanamayız. Bir çok korkunç denecek tecrübeyi rüyalarımızda yaşarız ama bunun bize gerçek hayatta faydası olmaz. Bazen diyorum ' Keşke yaşadığımız o kötü anlar kabuslarımızı doldursaydı ve bize yaşadığımız dünyada tecrübe olsaydı da biz engel olabilseydik birşeylere ya da bir çok şeylere.' Olmayacak şeyler istememek gerek ama olsaydı keşke...

Sen ne zaman gideceksin benden bilmiyorum. Gitmeni istiyormuyum onu da bilmiyorum. Böyle bazen inceden gelen o sızı, içime bıraktığın özlem seni düşününce ağlamaklı olan halimi bile sevebiliyorum sanki. Nasıl başardın bunu, ne yaptında bu kadar bendesin? Yüreğimi nasıl kilitledin hiç bir anahtar fayda etmiyor, hangi cilingir gelirse gelsin beklemekten başka yapacak birşeyleri yok. Onda diyorum. Sadece o izin verirse olur. Adını söyleyemiyorum onlara dilim tutuluyor. Korkmuyorum aslında ama olur da vazgeçersen... Senin aşkın bunu yapmaz bana, benim aşkım zaten bırakmaz yakanı. Rüyamsın, rüyanım...

Gülmek diyorlar gülmek sana çok yakışıyor yalan söylüyorlar. Siz beni bir de ağlarken görün...

Suçlusundur hep. Nedenini senden başka herkes bilir sen bilmezsin. Sana hep doğruluktan bahseden insanlar bir gün çıkar köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin muhabbeti yaparlar. İnkar etsende doğru olanın bu olduğunu öne sürerler yapacak birşey yok ben o bahsettiğinizi yapamam sizi bu yolda uğurlar olsun...
Ne kötüdür bir annenin omzuna yaslanarak derdini anlatamamak. O anne sıcaklığını baba huzurunu bulamamak... ve nankörlük sen ne beter birşeysin tarifin yok...

Yalanını seveyim yalan dünya...


13 Eyl 2011

Herşeyi Bil, Duy Sakın Görüyorsan Sonunu Görmemezlikten Gelme Acıtmaz Belki Ama Üzülürsün işte..

Yüreğin acısı okunurdu suretten. Anlatılmazdı, dile gelmezdi. Derinlerde sızlardı, kimseler duymazdı belki ama sanki yazardı bir yerlerde, anlaşılırdı. Sorular şaşırtmazdı, özenle dizilen cümleler ezberlenmişti artık. Ağlamak yasak kahkahaları geçtim gülümsemek ütopyaydı. Geçmişten kalan izler geleceğe zimmetlenmişti. Unutamazsın, söküp atmaya çalışmak faydasız. Savaşların sonuçsuz. Bırakmayı düşünmek imkansız.Gitmekse mecburiydi...
Kendimizi yalanlarla yaşatıyoruz, sonra biri çıkıp bize yalan söyledi diye kızıyoruz. Garip değil mi? Yaşadığımız dünya bile bir hayalden ibaretken biz gerçeği arıyoruz. Gerçek olduğunu düşündüğümüz şeylere dokunamazken, istemekten hiçte çekinmiyoruz. Gerçek dostluklar isterken, gerçek aşktan bahsederken, hayatımızda hayal ürünü olduğunu bildiğimiz bir çok şey de hakikati arıyoruz. İstiyoruz ki hep bizimle olsun hep bizimle kalsın. Kocaman yalandır. Hiç kimse bizimle hayat boyu kalmayacak ve hiç kimse bize ömür boyu aşık falan olmayacaktır. Palavra ama yaparız işte gerçek olmadığını bile bile yalan söyleriz gerçek olmayacağını bile bile hayal kurarız. Gerçek şu ki yaşamak için lazım olan şeyleri yapıyoruz ve belki de yine yalan söylüyoruz.
İnsanların iki yüzleri olduğunu söylerlerdi inanmak gelmezdi içimden. Zaman derler ya hep, işte o zaman her şeyi fısıldar sana. Anlamak için dirensen de nafile bir gün öyle bir sille indirir ki suratına seninle beraber herkes duyar o sesi. Direnmek fayda etmez, etmiyormuş o, zaman denilen kavram fısıldadı, duydum.
Anestezi yapılan bir bedene duyuramazsın kendini, hissettiremezsin.Kimseyi duymak istemiyor yüreğim, kimseyi hissetmek ve işitmek... Anlamak istemiyorum kim beni anladı ki? Herkes anlıyor-muş gibi yaptı çekildi bir köşeye. Sonra sana karşı iyi niyetli düşünceleri değişti. Neden? Çünkü anlamak istemedim onları... Olur bunlar daha ne ki kimler gelecek aşk, dost arkadaş diyecek sonra bir yabancıdan farksız ve bir düşman kadar soğuk, acımasız olmaktan çekinmeyecekler. Cümleleri birer hançer misali bulacak senin sırtını sen yolunu göstermesende..
Keşke demek ' Nasılsın? ' demek kadar alışılagelmiş bir sözcük oldu. Belki de faydası yoktur ama KEŞKE...

23 Ağu 2011

Haydi Hepbirlikte 50 Metrecik Uzaklaşalım

Gelene 'Hoşgeldin' diyerek kapılarını sonuna kadar açan insanlar, gidenleride en güzel şekilde uğurlarlar. Bilirler ki; gelenlere açılan kapılar sadece kapıyı içtenlikle açmaktan geçmez o kapıdan girenler en samimi şekilde ağırlanır o hanede ne varsa önüne serilir ve ne yoksa bulunur, ikram edilir. İçtenlikle yapılan ikramlar yetmezse gider kapıyı çalan, ev sahibi onu nasıl içeri aldıysa o şekilde uğurlar. Yakışan budur değil mi? Yakışanı yapar. Yetemediğini bilir ama elden gelen de budur ve gelen eğer kabul ederse kalır o hanede, bütün yoksulluğuna, kırık döküklüğüne rağmen. Ona uğramak, uğradığında ise gitmeyecek olanlar vardır. O hanenin bir eksiğini giderecek birileri olacaktır mutlaka, geldiği zaman tamamlanacak tamamlayacak. Bu güne nasıl geldi ki o insan. Gelenlerden kalanlar da olmuştur, gidenler kadar.

İnsan neler duyuyor hayatında, neler yaşıyor, nelere endişeleniyor, nelere üzülüyor, nelerle ölüyor, nelerle gülüyor. Kimsenin mutluluk sebebi kimsenin mutsuzluk sebebi kimsenin mutluluk ve mutsuzluk sebebiyle aynı olamaz. Olamıyor yani. Kim üzülmüş ben mutsuz olunca, kimin canı yanmış ki benim canım yanınca, kimin dudakları kulaklarına varmış ben mutlu olunca? Hise(t)debilir bir insan karşısındakinin ne kadar yapmacık olduğunu. Belki anlamaz ilk adımlarda ama onunla yol katettiği zaman hisseder ve sonra bilir ki bu insan değil, yolu bitireceğim kişi ve onu en uygun durakta bırakıverir. Sakin bir şekilde mümkünse incitmeden. Ben bırakıyorum hepinizi. Nazikçe, kabalık yok yasak sizin yaptığınız riyakarlıklara da yer yok bu bedende, bu gönülde. Kendi yolunuzda yansımalarınızla yürüyebilmeniz dileğiyle. Yolu(uz)n açık olsun. 

Vicdanını rahatlatır önce insanlar vicdan azabı çekmemek için. Öyle oldu ama şu şu şu da vardı derler. Unuturlar...

Yeni bir iş yeni kişiler yeni olaylar. Hayatımda yaklaşık üç aydır çoğu şey yenilendi, ben de hadeflerimde. 

Bir anda geliverir o ses ummadığın anda, burnunun ucuna yapışmış asla unutamayacağın o tenin kokusu gibi. Kulakların duyduğu titreşim binlerce sesin içinden de farkedilir o ses senin sesin olunca. Tanıdın mı diye sorulur mu hiç? Yazık derim o zaman geçirilen zamanlara. Ayıptır sorulur mu hiç ' Sesi mi aldın mı? ' diye. Tanınmaz mı?...

Birşeylere zor diyorlarsa daha çok seviyorum o işi, yapabilmeyi değil işte o zaman istiyorum yapmayı başarmayı...

3 Ağu 2011

Yapacak birşey yok!...

Birileri gelir hayatına girer. Sahte tebessümler, yalan kelimelerle hayatının odak noktası olmaya çalışırlar. Önceki deneyimlerden olsa gerek pekte kanamazsın yalan sözlere, sahte tebessümlere. Yanında olmak istediğini söylediği her an aslında, sana ihtiyacı olduğu için değil yanında başka kimse olmadığı için seni ister bir başkası olsaydı zaten gerek duymazdı.

Görünüşte birşeye benzediklerini düşündüğün kişilerin çoğu, kendini gösterdiğinde fiyatı fazladan yazılmış basit bir etiketten farklı değildir. Her pahalı gördüğün etiketin malı pekte kaliteli olmuyor hani.

İnsanların bazı doğruları vardır. Hani bana komik gelen veya basit gelen şeyler onun için gerçekten çok önemlidir ve sen ona saygı duyarsın. Biri gelir bile bile göre göre senin hayatta önem verdiğin o şeyi yıkar geçer, sen senin için doğru olanı yaparsın ve sende onu yıkar geçersin hayatının o köşesinden çıkarır atarsın. Bu kime yanlış gelirse gelsin sadece senin doğrundur ve doğrudur. Herşey iyi güzel de insan varsaydığı doğrudan vazgeçer mi hiç?
Geçer, geçiyormuş. Sağlam karakterli sandığın insanlar da vazgeçer. İnsan değişiyormuş bir de. Öyle içten inanarak, güvenerek ' İşte, kendinden emin, ne yapacağını bilen birisi. ' dediğin kişiler de değişiyormuş. Neyse...

Şöyle küçücük yandan, belki sahte belki gerçek bir tebessümle ' İşte, insanlar. ' diyerek bitirebiliyorum, daha fazla birşey yazıl(a)mıyor.

26 Haz 2011

Totaliter resijimlerim var artık benim de....

Herkes bir gün gider.
Gidenin ne kadar hatırasında kalınır bilinmez ama giden, hep bir adım öndedir.
Gitmiştir hiç bir şey söylemeden bir veda bile etmeden, unutmuştur yada unutmaya meyletmiştir. Gider, çünkü seni senin yanında kalacak kadar sevememiştir. Benimseyememiştir, seni kendiyle bir bütün yapamamıştır, seninle ölmek istememiştir yani kısaca sev(e)memiştir.
Sevmek, aşk büyük bir yüktür. Sevilmek daha bir kolay. Birbirini seven iki insan ise muhteşem bir hadise yani kısaca sevgiyi taşımak cesaret isteyen bir eylemdir. Aslına bakarsan ahde vefaya imza at(a)mayanın gidişinden söz edilemez. İşte bütün olay bu!...
Aşeren bir kadınsındır sen hayatın ellerinde. Bir şey istersin bir an, hayat sana onu ya hemen elleriyle sunar yada hiç bir zaman göz ucuyla göstermez, kokusunu almana bile izin vermez. Bir hasretlikle yaşarsın, hayat acımasız. Anlarsın gelmeyecek, getirmeyecekler onu sana, gidemeyeceksin ona... Alterlerini kalbinden sökercesine, feryatla atarsın onu içinden. Elbet acıyacak canın, elde etmek kolay olsaydı çekilmezdi bu kadar zulüm.
O kadına bütün güzelliklerini bahşeden hayat, beni birilerinin eline sunacak kadar küçüldün mü?
Hayat işte!...

Evet çok iyi biliyorum yine gittin.
ve son kez
Son kez süzülsün göz yaşların benim için, son kez dökülsün dudaklarından benim için söyleyeceğin son replik ' Seni seviyorum ' de son kez ,ben son kez hissedeyim bir damla düştü yeryüzüne benim için, birisi içinden söküp attığı beni son kez yâd etti... ve git ama bir daha hiç gelme, anma adımı, süzülmesin gözlerinden yaşlar benim için, söyleme beni sevdiğini... Git!... Bu gidişin son olsun, ardına bakma. Git ki! bu kez ne gelemediğin nede gidemediğin bir yol olmasın...

' Güçlü durma bu kadar. ' dedi. Onlar mı yanılıyor ben mi? Duruşumun farkında değilim sanırım yada çok iyi biliyorum...

Herkes ister mi hayatının bir köşsinde herkesi herşeyi bırakıp gitmeyi. Yaşadığı, doğduğu öleceğini düşündüğü o şehri...
Herkes bir gün gider. Gidiyorum...

12 Haz 2011

Uzun zaman oldu bana birşeyler anlatmadın, ne biliyim söylemedin işte bildiğin bir türküyü falan...

Sanki Ankara sen kokuyor şimdi. Hatıralar geliyor birer birer diziliyorlar umutsuzluklarla, özleneceklerini bile bile, Araf ta olduğumu bile bile... Ne kokun ne siman ne adın silindi.

Yükü ağır gelen sevdaların, yükünü taşıyan sevdalılar o yükün ağırlığının fazlalaşacağını bile bile mola vermeden son durağa doğru yürürler. Ölümün kokusunu alsalar da bırakmazlar. Aslında onlar için asla son yoktur...

Nasıl bir anafordur bu gark olmuş cümlelerim konuşmaktan yazmaktan aciz. Jilet kesiği yaralar var vücudumda. Kalbim celimsizleşti. Sokaklarım hep yağmurlu.

.
.
.
Hüzünlü notaların bahara küskün.
Belki de senin beni unuttuğundan fazla hatırlıyorum seni.
An kırılırdı ya omuz başlarına akardı dualarım.
Gideceğimi bilerek çekerdim tüm ağırlığımı.
Sonra an kırılırdı gece kabuk bağlar tesadüften fazla kavrardık acılarımızı.
Üç damla aşk süzülürdü gözlerinden, üçünü de saklardım ben içime ve sen, gideceğimi benden iyi bilirdin. Dudağımda sana ait suskunluk ve kırık kanatlarından.
                                                                                                                                     K.T.

Güzel olan her şeyin bir sonu var, çirkinliklerinde bir sonu varmıdır?...

Geldin ya ( belkide ben öyle sanıyorum ) şimdi Ankara bir başka kokuyor.

28 May 2011

Hiçbirşeyi Terketmedim Aslında Bir Kısmı Saklımda Bir Kısmı Pusuda

Eskiden gelen antika değerinde bir ses insanın hayatından, yüreğinden atılması gereken ton ağırlığındaki yükü atabiliyormuş. Kolay mıdır akılda ki yürekte ki bir izi söküp atmak ?..

Bilinmeyen bir dünyaya adım atarken, bir, iki, üç adım geriden atılıyor, kapıdan kulak kesiliyor, gözucu ile bakınıyorum önce. Ürküten sesler duymayınca bir adım atıyorum, görünenler çirkin değilse ikinci adımı da atıveriyorum, unutuyorum hep insanlar konuşurken bir nüshasını içinde bıraktıkları gerçek cümlelerini dışarı süsleyerek daha şekilli bir sesle duyuruyorlar, görüntüler zaten sahte kendimden biliyorum. Gülüyorum mesela, çok fazla. Ağlamam gereken anlarda bile artık kahkahalarla yanıt vermeye çalışıyorum, verilen bir sözün etkisinde mi kaldım acaba... Çok fazla suskunum bu aralar, eskidende öyleydim biliyorum ama daha fazlalaştı işte.

Değişen kimse değilmiş, değişen benmişim, anladım!... Görmeye başlamışım mesela, eskiden âmâ olan benmişim.

Küçükken, yaşadığım o yer benim dünyamdı. Sadece orda olan insanlar vardı benim için, bir avuç insanı kocaman dünyaya sığdırabiliyordum, o dünya benimdi ve ben kördüm.

Küçükken ben, ucu olmayan maviden dünyama düşen saf su tanelerinde ben ıslanınca herkes ıslanır sanırdım.

Penceremden dünyama bakarken su tanecikleri beni ıslatmayınca onlarda sıcacık dünyacıklarında keyifle pencerelerinin kenarlarında o mavide uçsuz bucaksız hayallerine dalıp giderler sanırdım.

Küçükken benim canım yandığında dünyamdakilerinde canı yanar, dünyaları başlarına yıkılır sanırdım...

Serpildikçe anladım ki; dünya o kadarda küçük değil, anladım ki; yağmur taneleri herkesi ıslatmıyor yada herkesin ıslanmaktan kaçacak bir dünyası olmuyor... Unuttuğum, atladığım ve daha yeni öğrendiğim en önemli konu ise benim canım yanında onların canının yanmayışı...

Herşey, herkes gelip geçiyor. Açılan yaralar artık kabuk bağlamış, iyileşmek için çabalıyor. Unutuluyor. Güzel bir lûtuf unutmak. İnsanın unutma güdüsü olmasaydı eğer, sonunu düşünmek berbat bir his. İnsan unutur,unutulur, unutulurum ama unutulurmusun hala umutla bekleniyor mu olursun bilmiyorum.

Bazen, (tamda şimdi yaşanılan an o bazen) bir beden taşıyor gibi hissedersin yük gibi gelir sana. Duyguya, aşka, sevgiye yer yoktur o bazen de. Yorgunsundur taşıdığın kalbi çoktan bir kenara bırakmışsındır, içindeki aşka zarar vermemek için mi yoksa ağırlığından mı bilemezsin. O bedeni oturtursun bir köşeye bakarsın çok uzaklara düşünürsün, hafif bir tebessüm, sonra o tebessüm eden dudakların kenarlarından süzülen iki damlayla sarsılırsın. Kalbini mi hissediyorsun yoksa ?... Tam o an bir el dokunur sol omzuna, sonra gözler gözlere, sonra uzaklaşırsın yine hatıralardan, gönül kırıklıklarından, keşkelerden... Dönmeye çalışırsın o bazen' e. Bir süre sonra bakmışsın ki ' Bazenler ' tabiileşmiştir hayatında, normalmiş gibi gelir sana bu halin. Öyle birşey işte, öyle olur bazen yani.

Gitmek istiyorum,çok istiyorum. Beynimi kemiren gerçekleri bir kenara atıp hayalimin kollarına atmak istiyorum kendimi. Yapamıyorum. Hakikat(ler)i göz ardı edemediğim için. Bir hakikat daha var ki, dile düşse kanatır, düşmese kanarım. Ben iyisimi kendimi acıtmaya devam edeyim...

Şimdi o yağmurlu havada bazen'li hallerde ıslanarak yürümek istiyorum. Hiçkimsenin benimle yürümeyeceğini bile bile...

9 May 2011

Göz kamaştıran bir ışıltısı yoktu belki aşkmızın... ama keşke öyle olsaydı gözler kamaşsaydı ve bizi kimse göremeseydi...

Bir saatti ömrümüz.

Bir saatlik ömürde, gözlerine mi bakayim, ellerini mi hiç bırakmayayım, sesinin kulaklarıma dolmasına mı izin vereyim yada sadece bu bir saatin bir ömür olmasını isteyecek kadar yüzsüzleşip dualar mı edeyim?
Bilemedim...
Sessizliğimin nedeni ayda yılda da olsa sana gelirken hala ilk günün telaşı, heycanıyla bunları sıralayamayışımdır, belki de bir sonraki an'a kadar hangi cümleye hangi resminle bakacağımı düşündüren imgelerdir.
Bilemedim...
Bakarken sana, elinden tutup hep beraber yürüyelim demeye cesaret edemedim, edebilsem, söyleyebilsem gelirmiydin?
Bilmek zor, hem de çok. Öyle işte, öyledir yani...
Şimdi seviyorum derken sızlıyor yüreğim, bir yürek bir bedeni yakacak kadar büyür mü hiç?
Beni yakıyor, hızını alamayıp dünyayı ateşe vermesinden korkuyorum. Çok canım yanıyor.
Aşığım derken dünyaya sığmaması gereken o kalp canımı acıtıyor. Bazen hele de o ömürlük bir saatin sonunda şurama, tam şuraya, sol tarafıma, yüreğime büyük bir taş kütlesi bırakılmış gibi oluyor, nefes alamıyorum. Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum. Doluyor gözlerim, sızıntı dahi vermiyorlar öyle bir hapsetmişlerki kendilerini, bırakmıyorlar...Boşver sende insansın elbet ağlayacaksın, elbet bir gün sende güleceksin diyemiyorlar...
Güçlüyüm ben, diyorum. -mış gibi yapmak değil niyetim aslında tamda senin istediğin gibi güçlü olmak güçlüyü oynamak istiyorum. Birşeyler duman etmeye geldiğini söylemeden sinsice gelip birden dayansa da kapıma, inan eskisi kadar sarsamıyorlar beni.

' O seni çok seviyor' dedin şaşırdım hani, o zaman söyleyemedim ama O'nun beni sevdiğini değil alenen bana teşekkür ettiğini düşünüyorum,... Hani ellerimle hediye ettimya ....
İnsan herşeyi yazamaz ki, yazar yazar bir yerde yine kalır öyle... Eceli gelmiş gibi...


İsterim ki kimsenin canı böyle bir duygu yüzünden yanmasın

ve

istiyorum ki mutluluğumu istediğin kadar mutlu olasın...

18 Nis 2011

Nihayet!...

Bissürü bissürü zaman geçti yazmayı unuttum desem yeridir. O zamanlar bir çok olayları getirdi birde götürdü, yenilerine ' Merhaba' demek için köşelerimize çoktan çekildik. Canım arkadaşım o kadar sıkıntısının arasında beni ihmal etmediğini bir kez daha gösterdi bugün. Gerçek arkadaşlık, dostluk... Her şeyin gerçeği ne güzel... İyi ki varsın...
O geçen zamanda hayatıma giren bir çok yeni insan oldu, kimisi kalıcı olmaya meyil etmişken kimisi geçici... Arada sırada yapıyor olsamda bu işi seviyorum bir çok insanın  hareketleri, davranışları, konuşmalarını seyretmek çok zevkli bir hal almaya başladı bende... O hatunların ağız burun oynatışı ayyyyyy öyle deme niye yaaaaaaa diye kelimelerde gereksiz vurgulamalar ne kadar sinir bozucu olsa da bir süreden sonra acayip bir komiklik doğuyor. İnsanların çoğu bunların aptala yatan şaşırmış hatun olduklarını bilmeseler de bilenler dalgalarını bir güzel geçiyor hem kendini hemde çevresindekileri kahkahadan kırıp geçirebiliyorlar. Neyse fazla yer vermek istemiyorum bu konulara.

Geçen gün çalıştığım firmanın sahibiyle sohbet etme fırsatım oldu. Konuşmasıyla olsun kibarlığıyla olsun zekasıyla olsun herkesi kendine hayran bırakabilecek bir insan. Okulunu bitirdikten sonra kimseden destek beklemeden büyük bir başarıyı hedeflemiş, çalışmış, başarmış. Bununla şimdi gurur duyduğunu söylerken gözlerindeki o istedim, yaptım ve başardım duygusunu görmemek için kör olmak gerek. Okumayı seven bu konuda insanları yönlendirmekten korkmayan gerçekten ülkesini düşünen ülkesi için birçok şey yapmaya hazır birisi, yazılabilecek o kadar çok şey var ki... İsim veremiyorum çünkü bununla ilgili bir izin almadım...
Yazacak birçok şey var ama vaktim yok, blogumu açılmış olarak görünce klavyenin bir kaç tuşuna basmak istedim sadece inşallah bundan sonra kesintiler olmaz ise yazmaya devam edebilirim.
İyi geceler...

26 Şub 2011

Daralan vaktimde çareyi aramak başa bela, en kolay olanını seçiyor' Vazgeçiyorum benden, kendimden.'

Tanımıyorum. Seni, beni, bizi, onları, hiç kimseyi... N'yaptın diyorum kendine, cevap yok. N'olacak diyorum, cevap yok. Ne bir adım geri ne bir adım ileri atabiliyorum uçsuz bucaksız bir girdaptayım. Tutunacak bir yerde aramıyorum, uzatsa birisi elini o eli geri çevirecek kadar güçlü hissediyorum kendimi, gidince yalnızlığa açıyorum kollarımı. Sarılıyorum sarılıyorum sarılıyorum, o da korkup kaçıyor vazgeçilmezim olmasından. . Bendim kendimi yalnızlığımla bile ödüllendiremeyen. Şimdi kimi suçlar kime sorarım ' Neden? ' diye. Kendimi kendim anlamazken, kendime artık hayal aleminde bile bir yer açamazken, insanların benim için ne yapmasını bekliyorum ki...

Önüme sunulan bir hayatta oynatılan bir kukla ne kadar mutluysa o kadar mutlu işte.

Ne güzel değil mi herkese. Kelimeler ağzımızdan pervasızca çıkarken düşünmez hiç kimse yapabilirmiyim diye sadece konuşur. İnsan bir bilse içten gelerek konuşmayı, daha kolay olurdu sanırım konuşmayı öğrenmek. Yürek lan yürek ister derken tamda bunu istiyor belkide insan yüreğinle söyle, yüreğinle yürü, yüreğinle düşün,.. İşte tamda ozaman inandırdığın kadar inanırsında kendine.

Ağlasan faydasız. Sussan faydasız. Konuşsan faydasız. Haykırsan faydasız.

Kırgınlıktan öte bu bendeki. Nefret mi? Değil. Adını bilmediğim bir duygu. Ne sevgi ne nefret... Mahkum edildiğim yerde kendi kendime zarar vermekten başka hiç bir şey yapamıyorum. Canımı yakmak can yakmaktan daha rana gelir yüreğime.
Göz yaşlarımın tadını unutmuşum. Uzun zaman oldu kavuştuk tekrar. Gözyaşı acının belgesi sanki.
Canım acıyor ve öyle bir acı ki tarifi yok.

Anlatılabilir mi acı, gülmeye çalışan gözler yaratmak yerine avazın çıktığı kadar yaşayacaksın acını.. Canının acısını biriktirip içine; yere düşen bir çocuğun kanayan dizine bakarak ' Acımadı ki ' diyerek kaldığı yerden devam etmesi ve bir daha bir daha bir daha düştüğünde aynı replikle ' Acımaz benim canım' dediği gibi kapatılmaz yaralar açmamalısın kendine acını yaşayacaksın sevincini, mutluluğunu, aşkını, öfkeni yaşadığın gibi... Yaşa, bitsin uğramasın yanına, birdaha aynı yerden acıtmasın canını.

Çok güçlü demesinler sana bırak, zayıf desinler, çelimsiz desinler, dayanamaz desinler, o yükü kaldıramaz desinler, desinler ki yanından asla ayrılmasınlar.
Yapamaz desinler, gidemez gelemez, bulamaz, beceriksizdir o desinler ama bırakmasınlar seni yalnızsızlığınla... Düşünme bırak, birazda onlar düşünsün seni; yanlarında olmanı değilde yanında olmayı istesinler.


Korku. Nasıl dev gibi bir şey gözümde. Elini tutup gözlerinin içine bakarak seviyorum diye bileceğim birinin olmayacağından korkuyordum. Artık eminim olmayacak, olmamalı....

Yavaş yavaş kayıp gittim ellerinden bulamamana şaşırma, sen istedin beni kaybetmeyi şimdi bana sorma nerede olduğumu.
Bir şiir var ne güzel anlatmış;

Büyük kederleri unutturacak büyük mutluluklar bulmak, derin ve keskin acılar yaşamakta olan insanlar için imkansızdır.
Taşınması zor acıları yaşamış insanlar,bazen büyük bir mutluluk ihtimali kapılarını çalsa da,o kapıyı açacak gücü ve cesareti kendilerinde bulamazlar.
Hatta sessizce durup kapılarını çalan o beklenmedik yolcu gitsin diye beklerler.
Kederli insanları yeniden hayata döndürüp yüzlerini gülümsetecek tılsım küçük ani ve kısa sevinçlerde gizlidir yar.
İnsan belki bir kere kendini ve kimliğini öldürebilirdi ama bunu ikinci kez yapmak imkansız gelirdi...

Güzel şiir. Kahraman TAZEOĞLU her zamanki gibi.

.... ve ben gidiyorum işte sonunu bildiğim eskitilmiş bir hikayeye yeniden...

Geceler karıştı yine gündüzlere, uyumam gerekirken belki birazcık rahatlarım umuduyla açılan sayfadan ellerim bomboş uzaklaşıyorum işte...

5 Şub 2011

Ölüm gelip kapıyı çalınca kaleminide, sevdiğini de alıyor elinden

' Evimi yıktın ' diyordun ' Evimi yıktın.' En zor ayrılık olsa gerek. Kırk sene belkide daha fazla aynı yastığa başını koyduğu insan onu yalnız yapayalnız bırakıyordu. ' Evimi yıktın. ' feryatları yükseliyor o onu artık duyamıyordu.

Ölümden daha acısı yok, ne yaşarsak yaşayalım.

En kötüsü; hayat arkadaşını, anneni, babanı yada sevdiğin herhangi birisini, ölümün ellerine teslim ettiğin zaman artık dünyayı ver onu bir daha göremeyeceksin. Toprağa emanet ettikten sonra hasreti ciğerini yaksada her özlediğinde bir mezar taşı bir kara toprak karşılayacak seni. O asla çıkamayacak. Konuşamayacaksın, göremeyeceksin, dokunamayacaksın.... Sesini, yüzünü özleyeceksin ama sende artık ona hasret öleceksin. Allah'ım ne fenadır. Kimseye yaşatmasın diye dua etsekte hepimiz yaşayacağız, yaşatacağız....
Allah Rahmet Eylesin....

2 Şub 2011

Kimse bilmesin, kimse duymasın, kimse görmesin. Hadi biz üç maymunu oynayalım bu seferde..

Ne kadar çok düşündüysem o kadar içine çekti beni. Acaba ben ciddi anlamda bu ilişkiye şans vermedim mi? Sadece olmayacağını düşünerek hep ön yargılı mı yaklaştım? Ne olacak ne yapacağım diye düşünmekten sınavlara zaman ayıramadım geldi çattı sınavlar. Yarın bir, diğer gün bir, haftaya bir sınav daha... Offf offf o kadar şey arasında birde bunlar.
İnsanların riyakarlıkları, yalanları, pişkinlikleri..... Kimseyi görmek kimseyle konuşmak istemiyorum. Kimin düşmanı bildiği kişi yaktı canını sevdiklerinin canını yakması kadar? İnsana nekadar çok zarar gelirse yakını bildiklerinden, canlarından geliyor. Biliyorlar en zayıf tarafınızı, sizi nereden vuracaklarını, zaafınızı, değerlerinizi.... İnsan canını bedeninden nasıl ayırır, bunun bir formülü var mı? Çok sıkıldım. Her şey üst üste geliyor sanki. Kimse hiçbir olay frenlemiyor kendini. ' Dur sen bir ay sonra, sen iki ay sonra, sen hiç gelme. ' diyemiyorla mı bunlar birbirlerine...
Bazen hayatın benimle dalga geçtiğini düşünüyorum. Böyle çok uzun bir rüyadan uyanacakmışım gibi geliyor.Uyansam, ' Ohhh sadece rüyaymış' desem ve ben hiçbir şeyi unutmasam. Uyandıktan yıllar sonra canımı yakan sevgiliyi görünce yolumu değiştirmek isterdim. Herkese meydan okurdum. Canımı yakan her şeyden herkesten öyle bir kaçardım ki beni asla bulamayacakları yerlere sığınır oradan bir daha hiç çıkmazdım. Biliyorum, yanımda olsaydın söylerdin ' pembe hayaller kuruyorsun yine ' n'yapıyım saçma belki ama sihirli lambadan bir cin çıksa kocaman dev gibi 'dile benden ne dilersen' diye sorsa ilk ve tek isteyeceğim dilek bu olurdu herhalde.
Hayat daha neleri kimleri çıkartacak karşımıza? Kaç kere aşık olacak, kaç kere o aşklardan arkamıza bakmadan kaçacağız? Biz aşkımıza sahip çıkıp göğsümüzü gere gere aşkımızın elinden tutarak ne zaman aşkımızla gurur duyacağız?
Aşk!...
Gerçek aşk var bir de; bi dünya insandan sadece yüz çiftin yaşadığı belki de. Yaşamadan o aşka sırtını dönüp gidenlerse o bi dünya insan dediklerim. Konuyu nasıl aşka getirdim bilmiyorum. Bu aralar gereksiz bir konu...
Neyse yatıyım ben yarınki sınav için erken uyanırsam akşama kadar çalışabilirim bakarsınız sonrada ben sınavdan iyi bir notla ayrılırım. Bu da bana sürpriz olur...

25 Oca 2011

'Benim bir suçum yokki; belki ben yokken yanında sevgilimin elleri üşümüştür düşüncesi yaktırttı o koca şehri ' Böyle birşeydi sanırım.

Mutlumuyum? Evet mutluyum aptal aptal gülümsemeler, yağmurun altında liseli aşık durumları, kullanılan hapların yarattığı uyku yoğunluğuna rağmen kalkıp bir bardak sıcacık çaydan önce sıcacık alınan simit, gazeteyle beraber yapılan kahvaltı ve sürekli suratımda o şapşal gülümseme...Ara ara dalsam da tutup çekiyorum kendimi oralardan senden benden her şeyden. Sadece gülümsüyorum. İyi geliyor bu bana yatağımdan huzurlu bir şekilde uyanmayalı çok uzun zaman olduğunu hissediyordum. İyi oldu böyle.

Unutmaya meyilliyken ezberim bozuyor her şeyi.Aşk diyorum sen , sen diyorum aşk çıkıyor karşıma. Bir kenara bıraktım yada bırakmaya çalıştım yüreğimdeki izini. Başarı payımın yüzdesi düşük bilirim bunda ne kadar başarılı olurum bilinmez. İnsan unuttum derken bile yanılıyor.
Unuttun mu?
Unuttum.
Neyi?
Onunla dolu her bir hatırayı?
Unutmuş olsaydın, hatırlayabilir miydin onunla ilgili bir hatıran birazcık anın olduğunu?

Dedim ya işte unutmaya meyledişimde bile ezberimde sen varken nasıl unutabilirim?...

Neyse mutluyum ben bak gülümseyebiliyorum. Sahi bakabiliyor musun sen bana? Görebiliyor musun sende beni gülümserken, hissedebiliyor musun canımın yanışını?

Özlemek yorar mı insanı?

Düşünürdüm, birgün sevdiğim insanın hayatından çıkmam gerekiyorsa  çıkarım. Uzaktan davulun sesi hoş gelir derler atalarımız. Düşünürdüm sadece işte. Duydum bir adam varmış sevdiği için sevdiğinin hayatından çıkabilmiş. Adım adım nefes nefes gölgesi gibi izlese de sevdiğini, ona uzak kalabilmeyi başarmış bir adam...

Birisi hep bekler, bekler, bekler,... Öyle bir bekler ki o an gelecekmiş yada sesini o an duyacakmış gibi her an onu bekler. Aylar geçer, abartır zaman yıllarıda geçirir, ne bekleyen vazgeçmiştir beklemekten nede beklenen dönmemekten. Gün gelir bırakır bekleyen bekleyişlerini. Beklenen gelir. Bekleyenin onu hep özleyeceğini düşündüğünü onu özlemekten, beklemekten hiç bıkmayacağını düşündüğü için gelmiştir ama bekleyen öyle bir darbe yer ki bu ........... dan. Sarsılır, sersemler ama kaldığı yerden, onu bıraktığı yerden devam etmeye karar verir. Bilir ne kadar mutluluk o kadar acı. Zıt kutuplar hep mi çeker birbirini?....

Her şeye rağmen gülüşlerim göz yaşlarımda olsa bunu bir tek ben birde beni benden iyi tanıyan kişi(ler) bilir. Neymiş o zaman ' HER ŞEYE İNAT GÜLÜMSE '.....

18 Oca 2011

Başucumda kabuslar saklasamda birgün ' Bana bir masal anlat baba' cümlesini kullanacak ve gün ışığımın ışığıyla dirileceğim anı bekliyorum belki de...

Uzun zaman geçmiş en son yazımın üzerinden. Yazmaya ara verdiğim zaman bu kadar uzun sürmemişti.

Yazmayışımın sebep neydi, yazamayışımın mı desek yada tekrar yazmak isteyişimin sebebi?...( E. min katkısını unutmamak lazım)

Nefes aldığımı bilenler, nefes aldıklarını bildiğim canlı kanlı insanlardan değilde öteki dünyadan, rüyalar aleminden geldi merhamet. Anlarlar mı ki?

Umutlarım köreldikçe, inançlarım da kuytu karanlık bir köşede saklanma arzusunu güçlendirdi.

Mesleğim yok benim öğrencilik dışında bir de bu aralar zimmetime geçirdiğim göz yaşlarım... Ben mi onları besliyorum onlar mı beni büyütüyor anlam veremedim...

Korku! En büyük korkun ne diye sorsalar bir gün attığım her adımdan korkacağım aklıma gelmezdi ki bir zamanlar elalemin lafını sözünü önemsemeyen ben şimdi birisi tek bir kelime söylemesin diye bir yerlerimi yırtıyorum. Zararını yine ben görüyorum.

Aslında insanın hayatta yediği her kazık hayata yeniden daha bir hırs daha bir azimle tutunmasına yeniden bir başlangıç yapmasına neden olur. Sayısını ne siz sorun ne de ben onları saymaya kalkışıyım.

Yapmak istediğiniz ve bir gün mutlaka yapacağınız o listeyi çıkarttınız mı? Ben hiç denemedim çünkü hayat hiç bir zaman planladığım sıralamada gitmedi...

 Ben, en yakınım dediklerimden hiç kopamam dediklerimden kaçtım. Gittim çok uzaklara gittim. Beden yine aynı yerdeydi de ruh çok uzaklardaydı. Fayda etmedi, ben bir kıvılcımla olmam gereken yerdeydim. Onların yanında olduğumdan pişman değilim de keşke birazda onlar benim yanımda ....

Bu şehirde başladı her şey. Peki her şey tekrar bu şehirde mi bitecek?

Ben kaçsamda seni düşünmekten kaçamadım işte. Kaçtığımı sandım belki de kaçtım ama düşüncelerimden kovamadım. Kararlarını verdiler. İlelebet hapsettiler beni şimdi; düşünce suçundan...

Siz benim hayal etmeye cesaret edemediklerimi düşünebilir misiniz peki ya yazmadıklarımı okuyabilir misiniz?..

' Çocukluğumun unutulmaz en güzel anı annemin beni okula gitmem için sarılarak uyandırması olmuştu. ' dedi. Baktım, doldu gözleri. Canını yakan neydi annesinin ona sarılması mı, yoksa annesinin ona bir daha hiç öyle sarılamayışı mı?

Kimsesiz bir gökyüzüne lal bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır
Karanlık sularda bir amanın gözlerini araması kadar kör yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi yalnızca 
Yalnızlığa anlatıyorum kendimi
Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf 
Her gece aklımın kabristanlarında yankılanan sahipsiz bir ölüm çığlığı 
Masumiyeti dilimde eskiyen ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı  tiryakilikler ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara 
Hasıl-ı aşk ölü doğmuş bir çocuk şimdi
.
.
.
ama sen kendini sök düşlerimden sök ve git şimdi 
Yolların koynunda başımı yaslayıp ölümün yamacına bunca acıyla yoldaş olmuşken ben sen kaç benim kalabalığımdan ve bir intiharın şafağında sesini sil şiirlerimden 
Olmasın dönüşü gittiğin yolun 
Kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde sonsuz bir gidişle umutlara aç yüreğini 
Yüreğini toparla yüreğimden cellat bayramı asılışlarda nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü ve zaman not düşsün akreple yelkovan 
Yüzün kalbimin ortasında yalnızlık yazgısı yemin olsun ki 
Belki arınıp mezar kalabalıklarından ben yine ben olurum 
Yağmurlu bir gökyüzü akşamı hani olur ya düş yorgunu bir martı gelirde hatırlatırsa beni 
'Ziyan ömürler kucağında kendine has ölümler büyüten bir deli çocuktu. 'dersin. 
Hadi git şimdi git ki gözlerine ayrılık değmezsin...

                                                                                                    Kahraman T.
  

Bugünlük bu kadar yeterli, zaten paslanmış gibiyim sanki...Bir tanede şiirle kapatıyım sayfamı Zamanlar vardır susar taş olsa bıçak olsa zamanlar vardır susar, gemiler vardır; büyük sessiz ve ufka doğru yol alan hayatlar vardır tıpkı gemiler gibi ' Dur Gitme! ' diyemediğin...