9 Ağu 2017

REVERANS



Garip bir durum değil mi; inanmak istemediğin birisinin içine bu kadar acıyı bırakması? Tarih tekerrür etti arkadaş yine tarih tekerrür etti. Kapalı kapıların arkasına bırakmaya çalıştığım, tedbiri elden bırakmamak gerek diyerek bağlanma, inanma, kanma gibi sözde önlemlerle kendimi engellemeye çalıştığım bir olayın içinde nasıl böyle sırılsıklam kalabildim ki. Çok fantastik bir durum gerçekten.

Son zamanlarımın en iyi arkadaş ödülüne layık olan arkadaş dedi ki; 'Sen erkeklere adam olma şansı vermiyorsun!' Küt kafaya bir taş. Anlamadım tabi o ne demek yani her erkeğin adam olmadığını biliyorum ama bu neden benim elimde. 'Bırak adam diye hayatına aldıkların adamlık görevini yapsın, belki olmamıştır, belki yapamamıştır diye düşünerek kendini yorma, üzme, kırma. Adam olan yapar!..' dedi. Haklıydı sanırım. Sanırım değil, haklıydı. Belki şöyledir, belki böyledir, belki şunu düşünmüştür... Belki, belki, belki,... Sus içim sus!... 

Şöyle patladı olay aslında; Susturmuştum kendimi konuşturmuyordum; uzanmışım müzik dinliyorum yalnızlığım da eşlik ediyor bana tabi misss. Sonra bir hüzün geldi oturdu şu kalp tarafına bir baktım gözlerim doluyor yavaş yavaş. Telefonum çalmaya başladı, tabi ki de bu günlerimin en iyi arkadaşı ödülünü kazanan adam aradı. (Muhtemelen bundan sonraki yazılarda da konu olacağından adını mavi dev olarak anacağım :)) 

'Nasılsın?' 
'İyi gibi.' 
'Ne yapıyorsun?'
'Uzandım, müzik falan işte.'
Sustuk bir süre;
'Senin canın acıyor, sen özlüyorsun?'
Ses yok...
'İnandın mı, kırıldın mı, üzdüler mi seni? Yalan mı söylediler, kandırdılar mı?'
Bunların hepsinin cevabını biliyordu mavi dev, ama kendime itiraf etmekten kaçtığım bir şeyin ses dalgasına dönüşmesi beni dehşete düşürüyordu. 
Sustum ama yanaklarıma süzülen damlaların sesi düşmüştü mavi devin kulaklarına. Kaçamadım daha fazla. Artık bilinen bir gerçek vardı; konuşulabilir bir gerçek... Sonra mı sonrası sadece satırlarıma düştü işte...

Biliyor musun; düşünmek istemiyorum; kurduğu cümleleri, beni didikleyen o huzur veren sorularını, uyuyakalmalarını, uyanmalarını, hayallerini, çizdiği yolları, güvenmeyi öğrenme çabalarını, kırdım mı demesini, konuşurken olan heyecanını, ses tonunu, avuç içimde kalan nefesini, avuçlarımda kalan yüzünü, ben başka yöne baktığımda yüzümü inceleyen gözlerini, gülüşünü, kahkahasını, elimi bırakmayan ellerini, özlemelerini... Falan filan işte gerisi. Bunlara dilin sadece 'Özlemek.' diyor, kalbin tek tek tek sıralıyor nedenlerini, niçinlerini, güzel hallerini. Kötü hiçbir şey olmamış gibi özlüyor işte. 

'Evet takmıyordum kafama, inanmamıştım çünkü, hep öyle derlerdi...' diyordum kendi kendime. Biliyorum arkadaş çok iyi biliyorum ben erkekleri tanımıyorum sadece erkekler değil insanları tanımıyorum ama mavi dev erkekleri çok fena tanıyor.(Kendisi de onlardan olduğu için sanırım) Yakında bütün karşı cinslerime 'Hepinizden nefret ediyorum bakışları atacağım.' (Hı hı bunlarda sinirden söylenen şeyler. ) Olay sadece inanmış olmak, inanmışlığımın, inancımın paramparça olması. Bu dünyadan değilim bence de. Anlayamıyorum kişileri... Bir insan kendisini tanımaz mı? Neleri yapabilir, neleri göze alabilir, nelerin karşısında durabilir, nerelerde susabilir, nerelerde dağılır, nerelerde toparlanır?... İnsanlar boş mu konuşur arkadaş?... Konuştukları kelimelerin arkasında duramayacak kadar boş mu insanlar?... Kafamda deli sorular içim O'na ağlarken... 

Ne kadar çok cesaret vermiştim kendime bilmiyorsun, cesaretimi yanlış yollarda şahlandırmışım yazık etmişim galiba. 

Onun için üzülmüyorum öyle düşünme sakın beden dediğin her yerde bulunur. Herkes için geçerli o elini sallasan ellisi muhabbeti. Ben sevebilme ihtimalimin uçurum kenarında kalmasına ağlıyorum. İmkansızı istemedim yahu, gerçek olsun istedim sadece. Olağanüstü bir istek gibi geldi değil mi? Şimdi bir düşündüm de biraz imkansızı istemişim sanırım. 

Çok şey öğreteceğim; önce oğluma:

Ona önce 'Adam' olmayı öğreteceğim, yolun yarısı yolun başı yolun ortası demeden bir insana güzel kelimeler kullanmaması gerektiğini ne zaman gerçek birşeyler hissederse dökülen kelimelerinin en doğru kelimeler olacağını, dürüstlüğün ne kadar önemli olduğunu, inandığı şeylerin peşinden yılmadan yorulmadan koşmasını o yorulup bırakmak istese de onun destekçisinin olduğunu unutturmayacağım O'na, hissetmenin ne demek olduğunu, nezaketin, saygının, sevginin önem derecesini... Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin olmayacağını... 
Kızıma;

Kadınlığın değerini öğreteceğim, güçlü olmanın erkeklere has bir şey olmadığını, mertliğin delikanlılığın kitabını yazdığını söyleyenlerin yanından geçemeyeceği mertlikte kadınlar olduğunu öğreteceğim.Güzelliğin kadın bedenine yapışmış bir hiçlik olduğunu asıl güzelliğin kalpte olduğunu söyleyeceğim. Gerçek olmayı öğreteceğim O'na da,.. Hayal kurmanın mükemmelliğini, maviyi, yeşili, yıldızları ve Ay'ı tarif edeceğim. Aşkı anlatacağım, İlahi aşk ile dünyevi aşkın farkını ve benzerliğini birisi olmazsa diğerinin de olmayacağını...

Ben mi? Benim bu zamana kadar tanımadığım, tanımayı dahil istemediğim insanların hayatımın bir köşesine el uzatmaları sebebiyle öğrendiğim ama asla öğrenmek istemediğim kötülükleri 'Dimağımın Unutulmazlar' köşesinde bir süre yaşatmaya devam edeceğim. Sonrası unutulur üstadım. Kim unutulmadı ki? Biz yanlış yapanları, yalancıları, riyakarları, sözünün eri olamayanları bu gün olmazsa yarın unuturuz. Ama O unutmaz. Biz O'na havale eder yolumuza devam ederiz. O kadar!...

Yaza yaza tüketirim içimin acısını, yaza yaza unuturum. Daha kötüsü de yaşandı biliyorum ama unutmuşum işte. Giderken kilidi dışarıda bırakmamıştır umarım...

Allah'ım sen biliyorsun, ben sana bıraktım yine, sana açtım ellerimi, sana açtım kalbimi, Sana sundum kelimelerimi, sana döndüm yüzümü...

Unutmadan reveransın anlamını da paylaşayım:
Reverans: Sizden en az bir şekil de üstün olan insanların karşısında centilmenlik adına sergilediğiniz hareket. 

Hadi bir tane de şarkı paylaşalım; Esmer kalpli insanlarla yollarımızın kesişmemesi duası ile...

Gelsin bakalım; Sıla - Esmer



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder