21 Eki 2012

Ama Ben demiştim Sana Giderken Aşık Olabilecek Kadar Yürek Bırak Bende Diye... Aşık Olacabilecek O Kalbim Nerede, Yerini Biliyorsan Usulca İliştiriver diyorum

Nasıl başlanır ki diye düşündüğüm bir yazıma daha başlıyorum. İnsanın içi avaz avaz çığlıklar atarken nasıl olurda sadece ' Neden hiç gülmüyorsun? ' sorusunu sordurabilir ki insan insana... Kendimi dinlemek istiyorum derken hala hislerin mi yön verir ayaklarına. İnsan eline, koluna ayaklarına, aklına-beynine, gözlerine, diline, hislerine, en çokta kalbine dem vurmaya çalışırken nasıl bir düğüm gelirde tam boğazına tıkanıverir. Nasıl hatırlar insan bir anda hiç olmadık bir anıyı unutmaya çalışma çabaları hatırlatır insana her bir zerreyi değil mi? Gariptir attığın her adımda yeryüzüne düşen damlalarla nasıl yeşillenebilir ki bir başka insan, peki  benim canımdan sökülen o damlalar senin canını almayacak mı dersin...
Susarak gidiyorum diyemem, dedim ya işte avaz avaz haykırıyorum sana seni. Gidişini yada gidemeyişini, aslında o kadarda önemli değil adını ne koyarsan koy sensizliğin. Artık kendimden değil senden senle olan her şeyden nefret ediyorum. Acımasız bahanelerinden, suçlamalarından en çokta seviyorum deyip sevemeyen o kalbinden nefret ediyorum. Göz yaşlarımın yeryüzüyle buluşmasında semaya yükselen dualarımdan nefret ediyorum. Gidişinden değilde kalamayışından. Giderken söyleyemediğin 'Hoşçakal' lardan nefret ediyorum. Sevemediğin için senden değil aslında o seviyormuş gibi bakan gözlerinden de nefret ediyorum. Ellerinden birde. Hiç bırakmayacakmış gibi sımsıkı tuttuğu için onlardanda. Bedeninden nefret ediyorum sapasağlam karşımda durmaya cesaret edebildiği için. Yüzünden nefret ediyorum, gözlerimi her kapadığımda yanımda durduğu için. Ben en çokta ruhundan nefret ediyorum ruhuma bu kadar dokuna bildiği için. Sahi hissedebildi mi birazcıkta olsa beni?...
Kendimden nefret ettiğim zamanlarım da oldu benim. İçim nasıl olurda dolup taşar bu kadar, nasıl haksızlık edebildim kendime bu kadar, nasıl hırpaladım bedenimi ve duygularımı. Sen ki bedduanın 'B' sini yüreğinin kenarlarında barındırmayan insansın nasıl olur diye sorguluyorum karanlık bir hücrede şimdi seni, seni hiç tanımıyormuş gibi. Çok mu yandı canın çok mu sızlattılar diyorum hamuş kesiliyorsun...
Konuşmak, ağlamak, gülmek, susmak, küsmek faydasız. 'Gözlerini kapatma.' diyorlar ' Hele ki yüreğini sakın küstürme bir gün olacak çok seveceksin, sende sevileceksin gülümseyebileceksin yerli yersiz midende fil sürüsü tepişecek, kelebekler kalbini gıdıklayacak, elin ayağın birbirine dolaşacak, gözlerin gülecek ve sende mutlu olacaksın.' diyorlar. Tek bir cümle ses veriyor onlara ' Peki ya bu mutluluğun bir bedeli olacak mı? Her aşk gibi...' Hayır.' diyorlar ' Çünkü bu gerçek olacak ve gerçek olan hiçbir şeyin sonu olmaz... Doğru bu benim inancım değil miydi, ' Aşk ebedi idi ve hakikatli aşklar hiç bitmezdi bitemezdi onların kalpleri gökyüzünde buluşurdu bedenleri yeryüzünde buluşmadan önce'...

Rabbim sana açıyorum bir tek ellerimi ' İsyanım yok, şükür eksik olmuyor dilimden, sabır yüreğimden ama yine de biraz daha vicdan sahibi vefalı insanlar filizlensin.. '

Velhasıl üstadım; sevgisi büyük olandan korkacaksın, nefret diye tam zıt bir duygu da varmış, sen sen ol orta şekerli sev seveceksen. Öyle gözünü kapatıp yürümeye çalışma takılır düşersin bakmışsın ki kimse yok yanında. Üstelik suçlanırsın birde düştün bak üzerim toz ettin su sıçrattın bla bla bla sanırlar ki yürüdükleri yollar pürü pak sanırlar ki lekesizlerdir. Demezler ki 'İnsanın gördüğü ne ise özü de odur.'

Bugünlük benden bu kadar... Gelirim yine yakında :)

10 Eki 2012

' Üzülme' dedi sonra bir ses; ' En Azından Herkesle Hayal Kurulmayacağını Öğrendin.'


Neydi o?

Yaz mevsiminin nefes aldırmayan sıcaklarında esen tatlı bir rüzgar, sessizliğin en güzel sesi, melodilerle gelen duyulmamış bir nağme, dualarının sebebi, en çok sevdiğin yazardan duyamayacağın şiir, kimselerin yazamadığı ya da herkesin kendine göre yazdığı roman, genç ölümlerin sebebi, yağmurun semalardan değil iki küçük pencereden fışkırması,...

Neydi o ?

O, Aşktı...

Yeniden doğarsın ve ölürsün. Dur bir dakika bir insan daha kaç kere ölebilir kaç kez öldürülür bir kalp? Peki her katil suç mahalline döner mi tekrar? Eğer ilk cinayetiyse döner.Ya bunu ilk kez yapmıyorsa?... O zaman bir süre sabah kalkınca yüzünün ve yastığının ıslaklığıyla uyanırsın. Her gidene üzülürsün, her veda üzer seni sebebi ne olursa olsun onun vedasını hatırlatır her giden. Bir gönül macerasıydı diyemezsin. Bilirsin ki ' Aşk ' öylesine düşmez dilden, yürekten gelen bir nefestir, tek hecelik. Bilirsin ki ' Aşk' sağdan soldan gelen bir yel değil Allah'tan gelen bir ibadettir. Dünyaya gelme sebebimiz ' Aşk' ken hangi haddini bilmez kullanabilir saygısızca bu kelimeyi defalarca, binlerce, milyon kez... ' Aşk'ın nereden geldiğini bilmeyen bilemeyen... 

Sebepli doluyor gözlerim, kocaman bir sessizliğim var bilerek büyüttüğüm, hiç olmadık yerlerde akan yağmurlarım var gözlerimde.. Nefes almak için gittiğim her yer de kokusu gelip yokluyor hafızamı, bedenimi, ruhumu, beni; nefessiz kalıyorum... Sonra şaha kalkıyor dualarım; ' Allah'ım ver nefesimi geri... '  En çokta bir melek nasıl sonrasına zindan eder dünyayı, nasıl öldürür, nasıl kıyar soruları dolduruyor beynimi, cevabım yok... Bitti işte cümlem bitti kelimelerim tükendi harflerim terk etti beni. Yok çünkü lanet olası bu sorunun bir cevabı yok. Bir insan kendine zarar verir bilirim verebilir ya sevdiğine nasıl yapar bunu?... Verebilir misin cevabını? Sevmediysen cevabı basit ya sevdiysen...

Üzülürsün, bedeninin içinden bir yerden bir sızı hissedersin nedenini bilirsin unutmak istersin hatırlamak istemezsin, hatırlatacak her şeyi yok sayarsın, gelen son mesajı, ezberinde istemezsin de mıh gibi işlemiştir artık beynine kelimeler dizilir tek tek boğazına, susarsın bir süre bir şey diyemezsin tek bir kelam etmezsin ' Susma! ' der bir ses, içinden gelen bir iki kelime düşer dudaklarından, gelen cevabı okuyamazsın ya o da işlerse beynine diye, uzun bir süre engel olursun kendine hatta sarhoş edersin kendini ama nafile ne silmeye cesaretin vardır ne okumaya hele bir de soğuk rüzgarları varsa gidenin sana doğru esen...

Gideceğini bildiğin halde seni gitmeyeceğine inandırırken hiç mi sızlamazlar, o sözler öylesine mi düşer aşık olduğunu sandıklarımızın dudaklarından, söz konusu anı yaşamak olunca mangalda köz bırakmayanlar mı giderler en çok, kaybetmekten hiç korkmayanlar, sevemeyenler mi gider, 'Aşk'ın anlamını bilmeyenler mi savurur basiretsizce o cümleleri...


Şimdi gittin. Giderken gökyüzümü, güneşimi, baharımı, gülüşümü aldın bana sadece yokluğunu bıraktın ya. Şimdi ben o yokluğuna sana baktığım gibi ' Aşk'la bakarım. Son nefesimi sol yanında vermem de yokluğunun yanında veririm. Ben şimdi yokluğunla arama kimseyi almam. Seni de...

Kelimelerimiz tükendiğinde, teselli cümleleri kurmaktan yorulduğumuz da beynimizi deler tek kelime; ' Hayırlısı...'


Sonrasında bir türkü fısıldar biri kulağıma  ' Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım Bu da Gelir Bu da Geçer Ağlama'...

Dökülen yağmur damlaları ve Ceyhun'la veda ediyorum bu geceye...

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim...

Ceyhun YILMAZ

1 Eki 2012

Ceyhun YILMAZ ve Bir Parça BEN




Çok güzel seslendiriyor, bir tane daha şiiri vardı ' Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen... ' bence hayatta bir kerecikte olsa dinlenilmesi gereken şiirlerdendir kendileri ya da armağan edilince dinlenilmesi gereken mi deseydim? Bilemedim bak şimdi. Neyse duruma göre ayarlanır artık; mesela bana armağan edilsin öteki cinsler de armağan etsin. Güzel bir çözüm oldu sanırsam.


İnsanın yazamadığı bazen kendini bile dinlemeye tahammülü olmadığı kimselere anlatamadığı anlaşılmayacağına inandığı dönemler vardır hani işte o zamanlar ne güzel yarenlik ederler, yol arkadaşı olurlar bizlere bir anlıkta olsa dost olur, bazen can verirler bazen sessizliğine ses bazen hiçliklerin arasında çok...