28 May 2011

Hiçbirşeyi Terketmedim Aslında Bir Kısmı Saklımda Bir Kısmı Pusuda

Eskiden gelen antika değerinde bir ses insanın hayatından, yüreğinden atılması gereken ton ağırlığındaki yükü atabiliyormuş. Kolay mıdır akılda ki yürekte ki bir izi söküp atmak ?..

Bilinmeyen bir dünyaya adım atarken, bir, iki, üç adım geriden atılıyor, kapıdan kulak kesiliyor, gözucu ile bakınıyorum önce. Ürküten sesler duymayınca bir adım atıyorum, görünenler çirkin değilse ikinci adımı da atıveriyorum, unutuyorum hep insanlar konuşurken bir nüshasını içinde bıraktıkları gerçek cümlelerini dışarı süsleyerek daha şekilli bir sesle duyuruyorlar, görüntüler zaten sahte kendimden biliyorum. Gülüyorum mesela, çok fazla. Ağlamam gereken anlarda bile artık kahkahalarla yanıt vermeye çalışıyorum, verilen bir sözün etkisinde mi kaldım acaba... Çok fazla suskunum bu aralar, eskidende öyleydim biliyorum ama daha fazlalaştı işte.

Değişen kimse değilmiş, değişen benmişim, anladım!... Görmeye başlamışım mesela, eskiden âmâ olan benmişim.

Küçükken, yaşadığım o yer benim dünyamdı. Sadece orda olan insanlar vardı benim için, bir avuç insanı kocaman dünyaya sığdırabiliyordum, o dünya benimdi ve ben kördüm.

Küçükken ben, ucu olmayan maviden dünyama düşen saf su tanelerinde ben ıslanınca herkes ıslanır sanırdım.

Penceremden dünyama bakarken su tanecikleri beni ıslatmayınca onlarda sıcacık dünyacıklarında keyifle pencerelerinin kenarlarında o mavide uçsuz bucaksız hayallerine dalıp giderler sanırdım.

Küçükken benim canım yandığında dünyamdakilerinde canı yanar, dünyaları başlarına yıkılır sanırdım...

Serpildikçe anladım ki; dünya o kadarda küçük değil, anladım ki; yağmur taneleri herkesi ıslatmıyor yada herkesin ıslanmaktan kaçacak bir dünyası olmuyor... Unuttuğum, atladığım ve daha yeni öğrendiğim en önemli konu ise benim canım yanında onların canının yanmayışı...

Herşey, herkes gelip geçiyor. Açılan yaralar artık kabuk bağlamış, iyileşmek için çabalıyor. Unutuluyor. Güzel bir lûtuf unutmak. İnsanın unutma güdüsü olmasaydı eğer, sonunu düşünmek berbat bir his. İnsan unutur,unutulur, unutulurum ama unutulurmusun hala umutla bekleniyor mu olursun bilmiyorum.

Bazen, (tamda şimdi yaşanılan an o bazen) bir beden taşıyor gibi hissedersin yük gibi gelir sana. Duyguya, aşka, sevgiye yer yoktur o bazen de. Yorgunsundur taşıdığın kalbi çoktan bir kenara bırakmışsındır, içindeki aşka zarar vermemek için mi yoksa ağırlığından mı bilemezsin. O bedeni oturtursun bir köşeye bakarsın çok uzaklara düşünürsün, hafif bir tebessüm, sonra o tebessüm eden dudakların kenarlarından süzülen iki damlayla sarsılırsın. Kalbini mi hissediyorsun yoksa ?... Tam o an bir el dokunur sol omzuna, sonra gözler gözlere, sonra uzaklaşırsın yine hatıralardan, gönül kırıklıklarından, keşkelerden... Dönmeye çalışırsın o bazen' e. Bir süre sonra bakmışsın ki ' Bazenler ' tabiileşmiştir hayatında, normalmiş gibi gelir sana bu halin. Öyle birşey işte, öyle olur bazen yani.

Gitmek istiyorum,çok istiyorum. Beynimi kemiren gerçekleri bir kenara atıp hayalimin kollarına atmak istiyorum kendimi. Yapamıyorum. Hakikat(ler)i göz ardı edemediğim için. Bir hakikat daha var ki, dile düşse kanatır, düşmese kanarım. Ben iyisimi kendimi acıtmaya devam edeyim...

Şimdi o yağmurlu havada bazen'li hallerde ıslanarak yürümek istiyorum. Hiçkimsenin benimle yürümeyeceğini bile bile...

9 May 2011

Göz kamaştıran bir ışıltısı yoktu belki aşkmızın... ama keşke öyle olsaydı gözler kamaşsaydı ve bizi kimse göremeseydi...

Bir saatti ömrümüz.

Bir saatlik ömürde, gözlerine mi bakayim, ellerini mi hiç bırakmayayım, sesinin kulaklarıma dolmasına mı izin vereyim yada sadece bu bir saatin bir ömür olmasını isteyecek kadar yüzsüzleşip dualar mı edeyim?
Bilemedim...
Sessizliğimin nedeni ayda yılda da olsa sana gelirken hala ilk günün telaşı, heycanıyla bunları sıralayamayışımdır, belki de bir sonraki an'a kadar hangi cümleye hangi resminle bakacağımı düşündüren imgelerdir.
Bilemedim...
Bakarken sana, elinden tutup hep beraber yürüyelim demeye cesaret edemedim, edebilsem, söyleyebilsem gelirmiydin?
Bilmek zor, hem de çok. Öyle işte, öyledir yani...
Şimdi seviyorum derken sızlıyor yüreğim, bir yürek bir bedeni yakacak kadar büyür mü hiç?
Beni yakıyor, hızını alamayıp dünyayı ateşe vermesinden korkuyorum. Çok canım yanıyor.
Aşığım derken dünyaya sığmaması gereken o kalp canımı acıtıyor. Bazen hele de o ömürlük bir saatin sonunda şurama, tam şuraya, sol tarafıma, yüreğime büyük bir taş kütlesi bırakılmış gibi oluyor, nefes alamıyorum. Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum. Doluyor gözlerim, sızıntı dahi vermiyorlar öyle bir hapsetmişlerki kendilerini, bırakmıyorlar...Boşver sende insansın elbet ağlayacaksın, elbet bir gün sende güleceksin diyemiyorlar...
Güçlüyüm ben, diyorum. -mış gibi yapmak değil niyetim aslında tamda senin istediğin gibi güçlü olmak güçlüyü oynamak istiyorum. Birşeyler duman etmeye geldiğini söylemeden sinsice gelip birden dayansa da kapıma, inan eskisi kadar sarsamıyorlar beni.

' O seni çok seviyor' dedin şaşırdım hani, o zaman söyleyemedim ama O'nun beni sevdiğini değil alenen bana teşekkür ettiğini düşünüyorum,... Hani ellerimle hediye ettimya ....
İnsan herşeyi yazamaz ki, yazar yazar bir yerde yine kalır öyle... Eceli gelmiş gibi...


İsterim ki kimsenin canı böyle bir duygu yüzünden yanmasın

ve

istiyorum ki mutluluğumu istediğin kadar mutlu olasın...