26 Şub 2011

Daralan vaktimde çareyi aramak başa bela, en kolay olanını seçiyor' Vazgeçiyorum benden, kendimden.'

Tanımıyorum. Seni, beni, bizi, onları, hiç kimseyi... N'yaptın diyorum kendine, cevap yok. N'olacak diyorum, cevap yok. Ne bir adım geri ne bir adım ileri atabiliyorum uçsuz bucaksız bir girdaptayım. Tutunacak bir yerde aramıyorum, uzatsa birisi elini o eli geri çevirecek kadar güçlü hissediyorum kendimi, gidince yalnızlığa açıyorum kollarımı. Sarılıyorum sarılıyorum sarılıyorum, o da korkup kaçıyor vazgeçilmezim olmasından. . Bendim kendimi yalnızlığımla bile ödüllendiremeyen. Şimdi kimi suçlar kime sorarım ' Neden? ' diye. Kendimi kendim anlamazken, kendime artık hayal aleminde bile bir yer açamazken, insanların benim için ne yapmasını bekliyorum ki...

Önüme sunulan bir hayatta oynatılan bir kukla ne kadar mutluysa o kadar mutlu işte.

Ne güzel değil mi herkese. Kelimeler ağzımızdan pervasızca çıkarken düşünmez hiç kimse yapabilirmiyim diye sadece konuşur. İnsan bir bilse içten gelerek konuşmayı, daha kolay olurdu sanırım konuşmayı öğrenmek. Yürek lan yürek ister derken tamda bunu istiyor belkide insan yüreğinle söyle, yüreğinle yürü, yüreğinle düşün,.. İşte tamda ozaman inandırdığın kadar inanırsında kendine.

Ağlasan faydasız. Sussan faydasız. Konuşsan faydasız. Haykırsan faydasız.

Kırgınlıktan öte bu bendeki. Nefret mi? Değil. Adını bilmediğim bir duygu. Ne sevgi ne nefret... Mahkum edildiğim yerde kendi kendime zarar vermekten başka hiç bir şey yapamıyorum. Canımı yakmak can yakmaktan daha rana gelir yüreğime.
Göz yaşlarımın tadını unutmuşum. Uzun zaman oldu kavuştuk tekrar. Gözyaşı acının belgesi sanki.
Canım acıyor ve öyle bir acı ki tarifi yok.

Anlatılabilir mi acı, gülmeye çalışan gözler yaratmak yerine avazın çıktığı kadar yaşayacaksın acını.. Canının acısını biriktirip içine; yere düşen bir çocuğun kanayan dizine bakarak ' Acımadı ki ' diyerek kaldığı yerden devam etmesi ve bir daha bir daha bir daha düştüğünde aynı replikle ' Acımaz benim canım' dediği gibi kapatılmaz yaralar açmamalısın kendine acını yaşayacaksın sevincini, mutluluğunu, aşkını, öfkeni yaşadığın gibi... Yaşa, bitsin uğramasın yanına, birdaha aynı yerden acıtmasın canını.

Çok güçlü demesinler sana bırak, zayıf desinler, çelimsiz desinler, dayanamaz desinler, o yükü kaldıramaz desinler, desinler ki yanından asla ayrılmasınlar.
Yapamaz desinler, gidemez gelemez, bulamaz, beceriksizdir o desinler ama bırakmasınlar seni yalnızsızlığınla... Düşünme bırak, birazda onlar düşünsün seni; yanlarında olmanı değilde yanında olmayı istesinler.


Korku. Nasıl dev gibi bir şey gözümde. Elini tutup gözlerinin içine bakarak seviyorum diye bileceğim birinin olmayacağından korkuyordum. Artık eminim olmayacak, olmamalı....

Yavaş yavaş kayıp gittim ellerinden bulamamana şaşırma, sen istedin beni kaybetmeyi şimdi bana sorma nerede olduğumu.
Bir şiir var ne güzel anlatmış;

Büyük kederleri unutturacak büyük mutluluklar bulmak, derin ve keskin acılar yaşamakta olan insanlar için imkansızdır.
Taşınması zor acıları yaşamış insanlar,bazen büyük bir mutluluk ihtimali kapılarını çalsa da,o kapıyı açacak gücü ve cesareti kendilerinde bulamazlar.
Hatta sessizce durup kapılarını çalan o beklenmedik yolcu gitsin diye beklerler.
Kederli insanları yeniden hayata döndürüp yüzlerini gülümsetecek tılsım küçük ani ve kısa sevinçlerde gizlidir yar.
İnsan belki bir kere kendini ve kimliğini öldürebilirdi ama bunu ikinci kez yapmak imkansız gelirdi...

Güzel şiir. Kahraman TAZEOĞLU her zamanki gibi.

.... ve ben gidiyorum işte sonunu bildiğim eskitilmiş bir hikayeye yeniden...

Geceler karıştı yine gündüzlere, uyumam gerekirken belki birazcık rahatlarım umuduyla açılan sayfadan ellerim bomboş uzaklaşıyorum işte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder