9 Haz 2010

Terketmek Zorunda Olduğum Hayatım...

Elime kağıt kalem almak yerine klavye ve parmak uçlarımı kullanarak, buraya bişeyler yazmaya çalışıyorum ve kendimi rahatlatma çabam olumsuzlukla sonuçlanıyor. Aslında kendimi rahatlatacağıma inanarak karaladığım şeyler hep birilerine mesajdı. Konuşarak anlatamadıklarımı yazarak anlatacağıma inancımdandı, yazmaya çalışmam. Başarılı değilim bu konuda biliyorum. Ne anlatmaya çalıştıklarımda ne de yazmaya çalıştıklarımda çoğu hareketlerimde özrüm olduğu gibi bu konudada var biraz ya anlatmaya çalıştığım insanlar anlamıyor yada ben anlatamıyorum. Çözemedim bir türlü. Her seferinde ' Yoruldum! Yeter artık !.. ' desemde duymuyolar. Beni anlayan yada benim öyle gördüğüm insanlara uzaydan gelmiş gibi davranıyolar. Bir türlü kabullenilmeyen ben, bir türlü kabullenilmeyen bi çevrem var onlar için.Yine mesaj. Sanki.....

Bugün heycanımın ve o tatlı telaşın kaybını hissettim. Hayatta kendime ait bir hayalimin olmayışını farkettim, şuan yaptıklarımın geleceğime bir yatırımı olamayacağını, yaptıklarımın sadece bugünümü ölümden kurtardığını, yine yalan gülümsemelerimi bir ressamın en önemli eserini sergiler gibi sergilediğimi ve en önemliside savaştan sonra herşeyini bütün umutlarını kaybeden küçük bir çocuk gibi çaresiz... Anlatacaklarım beni rahatlamayacak ve kimse anlamayacak. Herkes kendine bir pay çıkartacak. Okunan romanlarda, izlenen filmlerde olduğu gibi romanın yada filmin bir yerlerinden kendi hayatlarına bir parçada olsa pay çıkartıp, hüzünlenecekler. Bu yüzden anlatamıyorum içimdekileri. Yazamıyorum belkide okuyarak tekrar o anları yaşamaktan korktuğum için. Belki de eski defter bu yüzden rafta kilitli bir kutu gibi hiç açılamıyor.Okunmaktan yaşanmaktan korktuğu için tekrar gözyaşıyla boğulmak istemediği için.

Depresife bağlamışım tekrar. Zaten hiç uzun sürmedi o yalancı tebessümler... Açılan yaraları kimsenin yardımı olmadan kendim kapatmaya çalıştım, kendi pansumanımı, kendi kesiklerimi, derin yaralarımı kendim dikmeye çalıştım. Hep bir şeyleri çevremdeki insanlar görsün istedim olmadı.

Anlatılması yakınılması gerekirmiş.
Yalakalıkmış yaraşırmış insanlara.
Susan bir şey söylemeyen ketumlukla suçlanırmış. 
Adilik yapanların karşısında hakaretler edip yüzüne tükürmezsen,
kendini en doğru sanıp eski yaşamına kaldığı yerden devam edermiş...

Bundan altı sene önce nasıldım şimdi nasılım kendime bakıyorumda nasıl değişmişim. İçimde ölmeyen yaşananamaşlıklar olsada onlar değişmemiş olsada değişmişim işte. Anlatılmaz derecede.Olması gereken bu olsada değiştiğim. Suçluyum!...

Bazen içimde bir çocuk çığlık atıyor; ' hadi artık oyun oynayalım' duruyorum , ayaklanıyorum tam oyuna başlayacakken mızıkçılık yaparak! 'olmaz ' diyorum. ' ama neden ' diyor 'ben büyümüşüm yakışmazmış bana ve ben hayattaki en büyük oyunu oynuyorum gerçek hayallerden ibaret olamıyorum tutma elimden bırak ' diyerek onu ölüme terk ediyorum. Oysa olmasın isterdim, kendimi çevremde duranların istediği şekilde biçmek istemezdim... Bu düzene karşı duramıyorum. Tekim!...  Ben tek başıma daha kuvvetliyim desemde yoruluyorum...

Ahmet Şerif İzgören 'in kitabından bir söz : ' Hepimizin iki hayatı var; Sahici olan, yani çocukluğumuzdan hayalini kurduğumuz hayat. Sahte olan, yani yetişkinliğimizde başkalarıyla paylaştığımız hayat. ' 
Fernando Pessoa

Yapmam gereken o kadar çok şey varki ama yapacak gücüm yok... Kendimi odaklandırdığım hedefimden şaşmışım. Bunun hiç bir faydası olmayacağını bunu gerçekleştirsemde dış etkenlerin engelleriyle karşılaşacağımı düşünüyorum.

Bana bir şarkı söyle içinde hüzün olsun....


Aman ya çıkıyorum ben ne çok saçmalamışım....

3 yorum:

  1. ohaa bu süpper bişi yaaa

    YanıtlaSil
  2. işte duygularımıza,düşüncelerimize tercüman olmuş mükemmel bir yazı... kendi adıma teşekkür ediyorum...

    YanıtlaSil
  3. Ben teşekkür ediyorum. Beğenmenize sevindim :)

    YanıtlaSil